Her Şeyin Bittiği ve Yeniden Başladığı Yerde

28 Mayıs 2018..

Bir arena, binlerce seyirci ve altı savaşçı…

Sadece gök gürültüsünün egemen olduğu bir alanda, arena tarihin en nefes kesen savaşlarından biri yaşanıyordu. Seyircilerden kimse çıt çıkarmadan bu kanlı savaşı izliyordu.  Bazıları bağırmak istiyordu ama dilleri bu büyüleyici manzara karşısında mühürlenmişti. Çünkü o an koca bir senenin dönüm noktasıydı. Hayalleri için mücadele veren yüzlerce gençten sadece altı tanesi bu büyük finale kalmayı başarabilmişti. Final sözcüğü, şu anki durumu en iyi yansıtan ifade olmalıydı. Bu sadece bir maç değildi. Bir taraf kazanırken, diğeri kendi  finaline  ulaşacaktı…

-Dikkat et!

Yerde kanlar içinde yatan birisi arkadaşına sesleniyordu. Kendisine seslenilen kız uyarıyı duyduktan sonra konsantrasyonunu geri toplamış ve kafasına yaklaşan demir baltadan son anda eğilerek kurtulabilmişti. Ona saldıran iri kıyım genç ise isabeti kaçırdığına pek sinirlenmiş görünmüyordu.

Baltayla beraber geri çekilirken  kendisinin yerine elinde hançerlerinin uç kısımlarında zincir bağlı olan bir kızın öne atılması için zaman yaratmıştı. Kız, baltanın üstünden çevik bir hareketle atlayarak hedefine doğru harekete geçmişti. Zikzaklar çizerek rakibinin fırlattığı ölümcül bombalardan kurtulmaya çalışırken hızını giderek arttırıyordu.

Sonrası ise tam bir kaostu. Biri hançeriyle rakibine saldırırken diğeri küçük, mavi enerji kalkanlarıyla saldırıları bloklamaya çalışıyordu. Kırmızı saçları alev alev olan kız elindeki hançerlerini kalkanlardan geçiremediği için daha da sinirlenmişti. Geriye bir takla atıp aralarındaki mesafeyi kısa sürede açmıştı. Yüzünü büzüştürüp yere tükürdükten sonra ise hastalıklı bir gülümsemeyle karşısındaki kıza şunları söyledi:

Beta… O kalkanların ardında daha fazla saklanamazsın.

-Oh, demek öyle düşünüyorsun? Peki, iddiasına var mısın?

-Hala kaybettiğinin farkında değilsin. Çevrene bak, arkadaşların ne haldeler?!

Kendisine “Beta” diye seslenilen kız göz ucuyla takım arkadaşlarına bakmıştı. Onu uyaran çocuk şu an kendi kanında yüzüyordu. Beta, onun daha ölmediğini bildiğinden çok endişelenmemişti ama bu ondan yardım isteyebileceği anlamına da gelmiyordu.

Diğer tarafında ise üstünde büyük bir kalkan olan başka bir oğlan yatıyordu. Kalkanın üstü kesikler ile doluyken ortasına kocaman bir kılıç saplanmış ve yarısına kadar gencin karnına batmıştı. Ağzından kan akan ve yarı baygın olan bu takım arkadaşı da Beta’ya yardım edemezdi.

-Eğer yenilgiyi kabul etmezsen sana neler yapabileceğimi biliyorsun.

-Belki öbür dünyada Heyilin!

Beta kendi kalkanına verdiği elektriği kapatmıştı. Tabancasının şarjörünü gözle takip edilemeyecek bir hızla değiştirmiş ve tekrardan Heyilin’in kalbini hedef almıştı. Eğer şu an ateş ederse karşısındaki kızın tek hamleyle mermiyi savuracağının farkındaydı. Heyilin sadece saldırıda değil, savunmada da ustalaşmış bir suikastçiydi. Tek başına onu alt etmesi dibine giremedikçe mümkün değildi.

Elindeki son kozu kullanmak için onun dikkatini bir şekilde dağıtıp ölümcül vuruşu bir kolluk mesafeden yapmalıydı. Heyilin’in tam arkasında biraz önce savuşturduğu baltalı iri-kıyım duruyordu. Onu Heyilin’i alt ettikten sonra hızlı hamlelerle alaşağı edebilirdi.

Harekete geçmek için hazırlandı. Bu dünyada final savaşında tekrar yalnız başına, ama dimdik ayakta duruyordu. Eğer uğruna çabaladığı şeyi gerçekleştirecekse karşısındakileri yenmekten başka şansı yoktu.

Son bir saldırı… Evet… son bir saldırı, bu savaşı  dolaylı yoldan bitirebilirdi.

Yine de… Burada yanlış giden bir iş vardı.

“Seninle oynamak güzeldi…”

Ah tabi. Unuttuğu ‘şey’, neden karşısında iki kişi olduğuydu. Karnını delip geçen, ucu kanlı kılıcın kime ait olduğunu kendisi de çok iyi bilmesine rağmen, en kötü anında bunu fark edememişti.

Acı… Bu dünyadaki acı garip bir duyguydu. Sanki bir toplu iğne eline batmış, sanki kaldırımların kötü olduğu bir yolda ayağını burkmuşsun gibi hissettiriyordu. Ama acı sadece hafifletilmiş bir his değildi. Göğsüne giren kılıcı çıkarması gerektiğini hissediyor, dürtüleri ona öleceği duygusunu haber veriyordu. Canı çok acımasa bile akan kan başını döndürüyor, onu sersemletiyordu.

Fark edemediği son rakibinin arkasına gizlice gelip kılıcı karnına sokması bugüne kadar duyduğu en büyük pişmanlık değildi. Ama, önceki pişmanlıklarını ona en çok hatırlatandı.

Beta dizlerinin üzerine çöktü. Başı öne eğik, masmavi saçları gözlerinin önüne düşmüş bir şekilde bekliyordu. Arkasındaki kız kılıcı Beta’nın karnından çıkarmış ve kendi takım arkadaşlarının yanına dönmüştü. Kılıcın çıktığını hisseden Beta kan kusmuştu. Kafasını biraz kaldırıp karşısındaki kıza bakmaya başladı.

Kırmızı, uzun saçları yüzündeki kan lekesiyle aynı renk olan Heyilin Beta’nın yüzüne büyük bir öfke ve heyecanla bakıyordu. Şiddetten kararmış gözleri mantıklı düşünmesini engelliyor, yüzünde hastalıklı bir gülümseme yaratıyordu. Kendi takım arkadaşlarını falan gördüğü yoktu. Sadece biraz sonra Beta’ya yapacaklarını düşünüyor olmalıydı.

Heyilin yavaşça Beta’nın yanına gelmişti. Eliyle Beta’nın saçlarını sıkıca tutmuş ve kafasının arkasına çekerek kendisine bakmasını sağlamıştı.

-Seni uyarmıştım. Değil mi? Ardil! Şu ikisini öldür! Beta’yla ben ilgileneceğim.

Seslendiği kişi, az önce arkasında duran iri kıyım gençten başkası değildi. Aldığı emir karşısında tereddüt eden Ardil, istemsiz bir şekilde Heyilin’in yüzüne bakmıştı.

-Ama Heyilin… Zaten kazandık.

Heyilin’in yüzündeki ifade bir anda yerini kızgınlığa bırakmıştı. Aldığı cevap, hızlı bir hareketle zincire bağlı olan hançerlerinden tekini Ardil’e fırlatmasına neden oldu. Böyle bir saldırıyı engelleyecek kapasitesi olmasına rağmen Ardil kendisini şok eden bu ani saldırıyı durduramamıştı.

Boyu yaklaşık iki metre olan, turnuva boyunca bir kere bile sırtı yere gelmeyen Ardil boğazına giren hançeri çıkaramadan yere düşmüştü. Heyilin, yerde koca bir kas yığını halinde yatan Ardil’e baktı. Yanında bir sene boyunca savaştığı takım arkadaşını bir cümle yüzünden hiç düşünmeden bayıltmıştı.

Ama fırlattığı hançer sinirini geçirmeye yetmemiş gibi görünüyordu. Kendi kanı içinde yüzen Ardil’e bitirici hamleyi bir büyü kullanarak yaptı. Boş elinde oluşturduğu küçük kırmızı enerji küresini yerde baygın bir vaziyette yatan Ardil’in göğsüne soktu.

-İşe yaramaz şey! Lascen?

-Hay hay.

Küçük bir patlamadan sonra ise Ardilin bedeni savaş alanında küçük beyaz kristallere ayrılmıştı.

Havadan bile hafif olan bu kristaller kara bulutlarla kaplı gökyüzüne yükselirken Beta’yı bu hale getiren Lascen kanlı kılıcıyla beraber Beta’nın takım arkadaşlarının yanına gelmişti. Sol elini beyaz saçlarının arkasına götürmüş ve sırtına takmış olduğu deri kınından ikinci bir kılıç çıkarmıştı.

Yerde, yan yana yatan iki baygın gence bakmasıyla beraber iki kılıcı da aynı ayda tereddüt bile etmeden göğüslerine soktu.

Bedenleri beyaz kristallere ayrıldıktan kısa bir süre sonra, onlardan geriye kalan tek şey yerdeki kan izleriydi.

Bu durum, onların artık bu dünyada artık yer almadığının göstergesiydi.

Kısacası üçü birden ölmüştü

-Hahaha. Evet, evet! İşte bu bakıştan bahsediyorum. Beta, şu anki halini görsen bana hak verirdin!

-…

-Keder, hayal kırıklığı, pişmanlık… Bütün hepsini yüzünden okuyabiliyorum. Bugün muhteşem bir gün! Evet, evet!  Hem senden üstün olduğumu kanıtladım hem de Pusula Turnuvası’nı kazandım! Bugün kesinlikle muhteşem bir gün…

Beta, Heyilin’in dediği hiçbir şeyi duymuyordu. O an kendinde olduğu bile söylenemezdi. Hissettikleri, Heyilin’in söyledikleriyle aynıydi. Keder, hayal kırıklığı, pişmanlık ve nefret…  Takım arkadaşlarının ölümü ile turnuva boyunca yeniden topladığı bütün özgüven yerle bir olmuştu. Şu an tek yapabildiği şey kanla yıkanmış kuma bakmaktı.

Heyilin zafer sarhoşu bir şekilde gülerken yerdeki titreşme üzerine arkasına bakmıştı. Sıcak kumları delercesine yükselen kaya parçaları göğe doğru birbirlerinden uzaklaşmış ve havada süzülen  bir merdiven oluşturmuşlardı. Kayaların yükseldiği en son noktada ise siyah bir kapı turnuvanın kazananını bekliyordu.

Heyilin, Lascen’le beraber basamaklardan çıkmadan önce, son bir kez yerdeki Beta’nın yanında diz çökmüştü. Kulağına dediği son cümleler tam olarak kişiliğini yansıtıyordu.

-Seni neden öldürmedim biliyor musun? Çünkü acı çektiğini görmek bana haz veriyor. Evet, bu hazzı bana sadece sen verebiliyorsun. Senden intikam almak o kadar güzel bir duygu ki, bütün arkadaşlarını katletsem bile seni öldüremiyorum.. O yüzden, ne dileyeceğimi de tahmin ediyorsun değil mi? Yüzündeki o acıyı defalarca görmek, pişman olacağın daha fazla anı yaşatmak istiyorum. Bu yüzden seneye tekrar görüşeceğiz, canım.

Beta ellerini yumruk yapmış, gözyaşlarını durdurmaya çalışıyordu. Şu ana kadar uğruna savaştığı her şey boşunaydı. Olabileceklerin en kötüsü olmuş ve artık geri dönüşü olmayan bir yola girilmişti.

Bundan sonra ne yapacağını bilmiyordu.

Onun için bu, turnuvanın sonuydu.

Ya da…

…daha yeni başlıyordu.

Evet, her şey yeni başlıyordu.

O savaşmalıydı…

Yaşamalı ve bu sefer ulaşamadığı kişinin tekrar karşısına çıkmalıydı…
Sadece intikam için değil,

Uğruna savaştığı her şey için,

Ne kadar tekrar gerekirse gereksin…
O, yeniden katılacaktı.

Belki o zaman, asıl ulaşmaya çalıştığı şeyi hak edebilirdi.

Belki o zaman, bu cehennemi yaptıklarını düzeltmek için kullanabilirdi.