-Kalk üstümden!

İnkâr etmek istiyormuş gibi kafasını sallarken zayıf bir şekilde çırpınıyordu. Bacak hareketlerini üstüne oturarak, ellerini ise ellerimin arasında tutarak engellemiştim. Kesik elim yanıyordu ama herhalde adrenalinin etkisinden olacak, o kadar da acımıyordu.

-Kimsin sen?

-Kim olduğum seni ilgilendirmez!

-Böyle bir durumda verebileceğin bir cevap mı bu? Hemde beni öldürmeye çalışırken?

Ağzımdan çıkan son söz, bir gerçeği fark etmeme sebep olmuştu. Seni öldürmemesi için birini ikna etmeye... Bu sözü Rayla ayrılmadan önce demişti. Altımdaki kıza bir daha baktım. Kıyafetleri gerçekten Rayla’nınkine benziyordu.

-Sorumu değiştiriyorum. Rayla’yı tanıyor musun?

-…                                                                                                                                      

-Evet? Cevabın?

-Bundan sana ne?!

Sakin ol… Sakin olmalıyım. Eğer bu kız ile aynı takımda olacaksam –her ne kadar beni kesmeye çalışsa da- önce güvenini kazanmalıydım.

Çocukça davranışlarına ani şekilde karşılık vermem sadece durumu kötüleştirirdi.

Zaten eğer benimle savaşmak isterse…

Şu an silahım olmasa bile onu yenebileceğimi biliyordum.

Derin bir iç çektikten sonra, yavaşça onu tutmayı bıraktım ve sağa doğru atılarak kılıcını elime aldım.

-O zaman her şeyi en baştan alalım.

Kılıcın kabzasını yerde şaşkın şekilde yatan kıza uzatmıştım. Elimin kanaması tamamen durmuş ve acısı da inmişti. Buna pek anlam veremesemde şu an için önemli olan şey karşımdaki kızla iyi bir iletişim kurabilmemdi. Eğer kendimi silahsız bırakırsam daha rahat olacağını -ve en baştaki gibi beni öldürmeye çalışmayacağını- düşündüğümden kılıcını ona geri uzatmıştım.

-Ben Yakea. Rayla’nın takımına yeni katıldım. Rayla’yı tanıdığına göre herhalde sen de onun takımında olmalısın.

Kız kılıcı şüpheli bakışlarla aldıktan sonra yerden yavaşça kalkmış ama gardını hala indirmemişti. Belki benim onu kandırdığımı düşünüyordu ama buna tam emin değildim.

-Sen… Sana ilk saldırdığımda beni nasıl durdurdun?

Ha? Şu an takıldığı soru bu muydu? Evet, belki gerçekten öyle bir saldırıyı çıplak elimle durdurmuştum ama… bu sadece refleksti.

-Saldıracağın çok belliydi. Omuzlarının oynayışı boğazıma hamle yapacağını belli ediyordu. Ve kılıcın ağır olduğundan yavaş bir hamle yapacağını tahmin ettim.

Verdiğim cevaptan sonra gardını biraz indirmişti. Herhalde bana inanmaya başlıyordu.

Hızımı kesmeden konuşmaya devam ettim.

-Üstümdeki bu kıyafeti bana Rayla verdi. Hatta kendisi de beni yalnız bırakarak birinin yanına gidip benim geldiğimi haber vereceğini söyledi. O birisi herhalde sen oluyorsun.

Karşımdaki kız gardını tamamen indirmişti. Olay akışını sorgulamaya başlamış ve yalan söyleyip söylemediğimi düşünüyor olmalıydı. Bir dakika düşündükten sonra sessizliğini bozmaya karar vermişti.

-Ama nasıl olur? Rayla’yı bugün hiç görmedim. Bana liderlerin toplantısı olduğunu, o yüzden geç geleceğini ve ormanda tek başıma antrenman yapmam gerektiğini söylemişti.

Hah! İşte şimdi ne olduğunu anlamıştım.

Elimle kafama vurarak kendime kızmaya başladım. Sanki Rayla’nın kişiliğini bilmiyormuşum gibi ondan mantıklı bir şey bekliyordum. Karşımdaki kız durumu hala anlamamış gibi baktığından önce ona anlatmalıydım.

-Rayla… Kısaca ikimizi de kandırdı. Sana liderler toplantısı dediği olay aslında ben bu dünyaya geldikten sonra karşılaşmamızı sağlamaktı. Eminim şimdi bir yerlerde bizi izliyordur.

-Eğer öyleyse etrafa bakmalıyız. Ya da kulübede olabilir.

Ses tonu normal bir kızınkine dönen kız -adını hala söylememişti- kılıcını kınına soktuktan sonra etrafa bakınmaya başlamıştı. Rayla ormanın içinde olduğumuzdan  bir yerlerde saklanıyor olmalıydı.

Aslında, Rayla’nın yakında olmadığını biliyordum.

-Etrafa bakmak gereksiz. Rayla büyük ihtimalle şu an kulübede.

-Ha? Buna nasıl emin olabiliyorsun?

Kızı etrafa bakarken durdurmuş ve daha fazla zaman kaybetmemek için kulübeye gitmemiz gerektiğine karar vermiştim. Rayla’nın en azından bu ormanda olmadığını biliyordum.

Daha doğrusu, hissediyordum. Onun ya da karşımdaki kızın nerede olduklarını gözlerim kapalı tahmin edebiliyordum. Asıl aklımı kurcalayan şey neden bu kızın Rayla’nın burda olmadığını hissedememesiydi. Ama şimdi bu konuyu didiklemek gereksizdi.

-Gizlice bizi izlemek için keyfini bozmayacağını biliyorum diyelim. Eğer beni kulübeye götürürsen sende anlarsın.

Kılıcını tekrar çıkartmıştı. Herhalde mantıklı bir sebep söylemediğim için tekrar yalan söylediğimi düşünüyordu.

-O zaman önümden yürü. Senin gibi bir sapığın arkamda ne yapacağı belli olmaz.

….. Evet. Bir sapık olmadığım kalmıştı…

Yol boyunca çenemi kapayarak ve tahammül sınırlarımı zorlayarak yürüyordum. 15 dakika boyunca arkamdaki kızın komutlarıyla yürüdükten sonra sonunda kulübeye varmıştık. Kulübe, bir kulübeden ziyade minyatür bir kaleyi andırıyordu. Büyük taşlarla inşa edilmiş binanın dış görünüşü orta çağdan kalmış gibiydi. Üstünde iki tane gözetleme kulesi bulunuyordu. Ön tarafındaki dört tane cam altın rengiydeydiler. Boyu iki katlı bir binayla aynı olmalıydı. Girişteki kapı yana açılan demir bir kapı olmasıyla beraber binanın dışarıdan çok havalı olduğunu söyleyebilirdim.

Kız önüme geçmiş ve kapının ortasındaki boşluğa kılıcını sokmuştu. Kapı sapsarı parlamaya başladıktan sonra kılıcı çevirmeye izin vermiş olmalıydı. Ben arkasında ne yaptığını izlerken yüzünde sanki zorlanıyormuş gibi bir ifade vardı.

Kendimi daha fazla tutamayıp kahkahayı basmıştım.

-Hahahaha. Kılıcı kaldırabilmene bayağı şaşırmıştım ama görünen o ki sadece gösteriş yapmaya çalışıyormuşsun. Hahaha.

Kız kılıcı çevirmeye çalışmayı bırakıp yüzünü bana çevirmişti. Gözleri “Eğer bir kelime daha edersen boğazını keserim.” diyordu.

Herhalde gerçekten sinirlenmiş olcaktı ki şimdiki denemesinde kapıyı açmakla kalmamış, tekmeyle sonuna kadar itmişti. Kılıcını kilitten çıkarırken bakış açısına girmemeye çalışmış ve o içeri girdikten sonra içeriye girmiştim.

Şelalenin altında küçük bir kulübe sandığım bu yerin içine bakınca, yanıldığımı anlamıştım.

Burası… Minik bir kulübe değil, kocaman bir savaş merkeziydi.