-İşte geldik!
Rayla, eliyle bir şelaleyi göstererek sevinçli bir şekilde haykırmıştı. Bir saat boyunca yürüdükten sonra varmamıza bende sevinmiştim. Enerjik hissediyordum ama aynı zamanda çok susamıştım. Hem de Rayla’nın bana söylediklerini sindirmem gerekiyordu. Yol boyunca bu dünyadan bahsetmiş, kuralları anlatmıştı. Eğer özetleyecek olursam şöyleydi:

Pusula Projesi kimlikleri bilinmeyen bir grup tarafından insanlardaki bilinç kavramını açıklamak ve test etmek amacıyla oluşturulan bir projeydi. Alter’i (Bazen Alterion’da diyordu.) nasıl yaptıkları hala bilinmese de bu yerin büyüklüğü 500 kilometrekareyi geçmiyordu. Yarattıkları ortam, küçük bir gezegen uydusu gibiydi. Burada fizik kurallarının hepsi işlemezdi. Hayal gücünün ulaşabileceği her şey mümkündü. Onun haricinde içindeki canlılar sanal olarak yaratılmıştı. Bu canlıların kendi iradeleri yoktu. Ama aynı su ve azot döngüsü gibi, kendi ekosistemlerinde bir döngü içinde hareket ediyorlardı.

-Oldukça şaşırtıcı değil mi? Asıl kısmı daha söylemedim bile.

Demişti Rayla. Gözlerini kısıp, gökyüzünde süzülen 3 büyük gezegene baktı.
-Bu dünya… İçindeki her şey… Bilim-kurgu filmlerinden çıkmış gibi geliyor değil mi?
Öyle olsa bile… Burada bulunmamızın bir amacı var. Seni çağırma sebebim de tam o yüzden. İnsanlar bilinçleri kapalı olduğunda buraya gelebiliyor ve burada 8 saate kadar vakit geçirebiliyorlar. Ama buraya gelmelerinin asıl nedeni bir turnuva.
Kafasını indirip gözlerimin içine bakmıştı. Yeşil gözlerinde kaybolurken ne söyleyeceğimi bilmiyordum.
-Pusula Turnuvası bu dünyada bulunabilen insanlar için kendilerini test edebilecekleri ve hayallerine ulaşabilecekleri bir savaş oyunu. 3 kişilik takımlar halinde savaşan bu kişiler turnuvayı kazandıkları takdirde gerçek hayatlarında diledikleri bir şey gerçekleşiyor. Ve bende, takım kaptanı olarak,  takımıma seni seçtim.
Bu sözü duyunca buz kesilmiştim. Çünkü Rayla’nın bana sağladığı olanak buydu. Bu turnuvada savaşıp kazanmamızı istiyordu. Böylece dileğim sayesinde Karin’i ölümden kurtarabilecektim.
-Ve sende senin olmamı bu yüzden istedin. Böylece takımda ikilik olmadan bütün kararları verebilecektin.
-Anladığına sevindim Yake. Sadece bu turnuvayı seninle beraber kazanmak istiyorum. Böylece ikimiz birden dilediğimiz şeye ulaşabileceğiz.
-Yalnız, bir yerde yanıldın Rayla.
-Efendim?
-Sana inanmam ve sadık olmam için söz alman gerekmiyordu. Bir şey demesen bile seni bu şekilde izledikten sonra dediklerine kesintisiz uyardım. Çünkü sen bir lidersin. En azından, benim gözümde liderimsin.

Kalbim yeniden düşündüklerimi ve söylediklerimi ele geçirmişti. Dediklerimde en ufak bir yanılsama yoktu. O bir liderdi. Lider olması gerekiyordu. Söylediklerimden sonra yüzü kızarmıştı. Kendine küçük bir tokat atarak yürümeye devam etti.
-Bunu 2. sefer yapıyorsun. Eğer güzel konuşmalarla beni etkileyebileceğini zannediyorsan yanılıyorsun.
-Ben hiç öyle bir şey demedim.
-Gırrr. Bazen cevap vermemen gereken durumlar olur.
-Bu da onlardan sayılıyor mu?
-Evet!
-…
Şelale sesi kulaklarımı dinlendirirken geldiğimiz yere bakıyordum. Dağlık alanın hemen üstünde, küçük ama taştan yapılma bir kulübe vardı. Uçurumda olan bir kulübeyle şelale arası en fazla 50 metreydi. Oraya çıkmak profesyonel dağcılara için bile çok zor olmalıydı. Çünkü bizim bulunduğumuz bölge yani uçurumun aşağı tarafı sivri uçlu kayalarla çevriliydi. Her ne kadar yemyeşil bir ortamda bulunsak da tırmanış kulağa hiç güzel gelmiyordu.
-Sakın bana oraya tırma… Ne?!
Rayla bir anda soyunmaya başlamıştı. Zırhını sanki bir ceket çıkarıyormuş gibi kolay şekilde çıkartması beni hayrete düşürse de… Hey! Ben bir erkeğim!
Kekeleyen bir sesle, sanki orada bulunmamam gerekiyormuş gibi bir şeyler zırvalamaya başlamıştım.
-Şey, Rayla? Acaba ne yapıyorsun?
Rayla, yüzünde sanki çok acayip bir soru sormuşum gibi kaşlarını kaldırmıştı.
-Soyunuyorum.
-Evet… Onu görebiliyorum. Peki neden?
-Asıl, sen neden soyunmuyorsun?
Egom kendi pimini çekmiş ve patlamıştı.
Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu şu an kafam haricinde her yerim karar verebiliyordu.
-Yoksa soyunmadan mı yapmak istiyorsun? Nasıl bir fetişe sahipsin?
Bir atom bombası… Yok yok, bir hidrojen bombası hayatta kalan son nöronlarımın yok olmasına neden oldu. Nasıl bu kadar basit bir yaratık olduğumu anlamıyordum. Yine de erkek, erkekti.
Ellerimin gömleğimin düğmelerini ne zaman açmaya başladığı -üzerimde gömlek olduğunu ilk kez fark ediyordum- hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ama on saniye içinde kendimi sadece iç çamaşırıyla bulmuştum.
Rayla’nın üzerinde ise bikini vardı…
Gururum tekrardan yerlerdeydi. Daha önemlisi gardımı indirmiştim. Ve bunu fırsat bilen Rayla beni şelalenin döküldüğü yere doğru itmişti. Hemen ardından da hızla akan suya kendisi atladı.
Kendimi göz açıp kapayana kadar buz gibi suyun içinde bulmuştum. Yüzeye çıkıp nefes almamla beraber ise Rayla’nın sesini duydum.
– İlk çıkan kazanır Yake!
Ne? İlk çıkan ne?
-Bilmem farkında mısın ama şelalenin alt kısmındayız!
-Sana fizik kurallarının geçerli olduğunu kim söyledi?!
Bir an… Bir anlığına Rayla’nın bikini içindeki siluetini görmüştüm. Yukarı doğru, boşluğa çıkan, Rayla’nın yüz ifadesi bana her şeyi unutturup sadece onu mutlu görmeyi istediğimi söylüyordu. Beyaz bikinisi içinde havaya doğru kalkan saçları ve vücudu şelaleden akan suyun içinde kaybolmuştu. Ve kısa süre sonra, bende kendimi yukarı doğru düşerken buldum.