Pusula Dünyası – Alterion

Keskin bir çim kokusu… Yüzüme çarpan hafif bir rüzgâr… Elime batan sivri ot parçaları…

Bu his… Bu sakinlik?

Ani bir hareketle gözümü açtım. Tam tepemde masmavi bir gökyüzü ilk gördüğüm şeydi. Ellerimden destek alarak yavaşça yattığım yerde doğrulmuştum. Dizlerimi kendime doğru çekerek kafamı dayadım. Oturduğum yer çimenlikti. Etrafımda birkaç meşe ağacı vardı. Hava sıcak, meltemliydi.

-Burası…

Alterion… Tanıdık mı geldi?

Ha? Kendi kendime mırıldanırken arkamda tanıdık bir ses işitmiştim. Benim adımı bilen bu sese bakmak için kafamı çevirdiğimde ise pişman olmuştum:

Çünkü bu sahne hafızamın derinliklerine kazınacaktı.

Yemyeşil gözler… İnce sarımtırak kaşlarının üzerinde uzun, altın sarısı saçları dalgalanıyordu. Omuzlarına düşen saçları rüzgârla beraber salınırken üç günde hayatımı değiştiren Rayla beyaz dişleriyle sırıtarak ve eğilmiş bir şekilde bana bakıyordu. Bu sahnenin aklımdan çıkmayacağının tek sebebi o da değildi. Üstünde altın, metalik ve gümüş rengi karışımı bir zırh vardı. Zırhın omuzlukları altın rengindeydi, vücudunun üst kısmını örten zincirler gümüş rengindeyken göğüs ve bel kısmını koruyan parça metalikti. Dağınık saçlarını toplamamıştı ve omzuna düşen bir tutam saçı maviydii.

Rüya görüyordum. Rüya görüyor olmalıydım. Ama bu hissettiklerimi açıklamıyordu. Toprağa dokunabiliyor, acı hissedebiliyordum. Uzağı görmekle kalmıyor, rüzgârın uğultusunu bile duyabiliyordum. Bulunduğum bölge bildiğim hiçbir yere benzemiyordu.

Uçsuz bucaksız bir yeşillik… Etrafta herhangi bir yerleşim yeri yoktu. Sadece doğa ve masmavi bir gökyüzü…

-Hey! Gözlemlemen bittiyse yerden kalkar mısın?

Rayla bana elini uzatmıştı. Birkaç saniyede kendime gelmiş ve elini tutup ayağa kalkmıştım. Ona yakından bakınca kendime daha çok kızıyordum. Genç bir kızdan ziyade bir şövalyeye benziyordu. Ama bu güzelliğini daha da ön plana çıkarıyor, onu öptüğüm anı hatırlatıyordu.
Şu an düşündüğüm şeyin ne olduğunu fark edince kendime bir kez daha güldüm.

Ben… Bambaşka bir yerdeydim. Şu an Rayla’yla beraber yürümeye başlamam bu gerçeği daha da ön plana çıkartmıştı.

Bu kız… Gerçekten farklı biriydi.

-Evet. Sanırım benden bir açıklama bekliyorsun Yake. Dün neden baygın halde yattığını hatırlıyor musun?

-Beni öpmüştün. Sonrasında… Hey! Karnıma bıçak sapladığının farkındasın değil mi?

-O bu dünyaya girişin için gerekliydi. Lider’in olarak sana enjekte ettiğim sıvı uyuduğun zaman bilincinin bu dünyaya akmasını sağlıyor. Yani Alter’e. Seni öpmem ise dikkatini dağıtarak hissettiğin acının azalmasını sağlamaktı. Eğer rahatsız ettiyse özür dilerim.

Bu kız benimle oynuyordu. Herhalde söylediği son cümlede yüzünün kızarmasının onu o zırh içinde ne kadar güzel gösterdiğini fark etmemişti.

-Hey. Bana başka bir soru sormayacak mısın? Burası da neresi? Neden buradayım? Eve nasıl gidebilirim? Bu gerçek mi? Neden böyle bir yer var?

Rayla cümlesini bitirince olduğum yerde durup ona döndüm. Dediklerinin aksine aklımda en ufak bir soru bile yoktu. Akan bir dere kadar temiz, durgun bir su birikintisi kadar sakindi. O an düşündüğüm tek bir şey vardı. O da bu kıza güvenirsem bütün bu gizemi çözeceğimdi.

-Hayır. Kalbim zamanı geldikçe senin anlatacağını söylüyor. Şu anlık seni takip etmekten başka bir şey yapmak istemiyorum.

-Oh… Peki ya mantıkla düşünen o aklına noldu?

-Tatile çıktı.

-Hastasın sen.

-Senin kadar değil…

-Ah madem öyle… O zaman bütün komut bende demek oluyor.

-Evet majesteleri.

-Üstümdeki zırhı da mı sormayacaksın?

-Kostüm değil mi?

-Hahaha. Demek ki sen kendince cevaplar üretmeden bazı şeyleri  anlatmam gerek.

Bu cümleyi söyledikten sonra yürümeye devam ediyordu. Ona ayak uydurmamdan sonra ise şu cümlelerle devam etti:

-Şu an bulunduğumuz dünya, yani Alterion, bir projenin ürünü. Pusula Projesi için yaratılan bu yer metafiziğin en uç teorilerine dayanıyor. Uyuyan bir insanın bilincini Alter’deki ayna karakterlere aktararak farklı bir evren yaratıyor. Bu dünyada zaman kavramı, yer çekimi, fiziksel ve zihinsel limitler dünyadakinden çok farklı. Zamanı geldiğinde hepsini teker teker söyleyeceğim, şimdiden kafanı onlarla doldurmayalım.

-Bir dakika… Ayna karakterler derken?

-Evet. Fark ettiysen, görünüşlerimiz gerçek dünyadakiyle çok benzer. Bunun nedeni senin görünüşünü aynı şekilde bu dünyada kopyalamaları. Bazen küçük farklar olabiliyor. Nedeni ise kendi bilinçaltın… Daha iyi bir açıklaması yok.

-Hım. Mesela senin de bir tutam saçın mavi.

-Kesinlikle.

-Peki, bende bir değişiklik var mı?

-… Bunu kendin görsen daha iyi olur.

-Ha?

-Çok önemli bir şey değil aslında. Sadece kendini görünce yüzünde oluşacak ifadeyi merak ettiğimden söylemiyorum.

Bir yerlerde gururumun camdan aşağı atladığını hayal ediyordum. Sanki bu kız benle dalga geçmek için buradaydı. Ama diğer bir yandan bana kaybettiğim özgüveni geri kazandırıyordu.

Evet. Sonuçta, onun olmamın tek nedeni bana imkânsızı gerçekleştirebilme olanağını vermesiydi.

Karin’i ölümden kurtarmak.

Buna pişman değildim. Ama korkuyordum…

Çünkü Rayla’yla geçirdiğim her dakika  ona daha çok bağlanıyordum.