Bir şey diyemedim, karşı koymadım bile…

Gözlerim kapalı şekilde bende öptüm…

Neden öptüğüm konusunda emin değildim.

Sadece, o an onu öpmem gerektiğini hissediyordum.

Belki sorusuna evet cevabı verdiğimdendi.

Belki de bu kısa süreçte beni etkileyebildiğindendi.

Beş saniye… Beş saniye boyunca dudağı dudağımdaydı.

Sonrasında ise ince bir acı…

Acı? Bir anda gözlerimi açmıştım.

Karnıma bir şey saplıydı. Bir bıçak? Kırık bir cam parçası? Göremiyordum! Acıdan dolayı başım dönüyordu.

Rayla öpmeyi bırakmıştı. Bilincimi kaybetmeden hemen önce beni tutmuş, yere düşmemi engellemişti.

Kafam patlayacak gibi hissediyordum. O an Rayla’ya sarılmış olmalıydım. Ondan hissettiğim sıcaklık bütün bedenimi sararken, karnımda duyduğum acı tahammül edilemezdi…


Karanlık…

Yine, bir daha, nefret ettiğim karanlık…

Bu sefer ne bir kâbus, ne de bir rüya görüyordum. Daha kötüsü bütün benliğimi sadece karanlık sarmıştı. Zamanın, duyuların, algıların olmadığı bir mekânda, sadece karanlık hüküm sürüyordu.

Uyumak için gözlerimi kapattığımda en nefret ettiğim his kesinlikle buydu.

Artık kabus görmek istemiyordum.

Kollarımı oynatmaya çalışıyordum, ama vücudum tepki vermiyordu.

Daha doğrusu zaten göremediğim bedenimi ellerimle bile hissedemiyordum.

Neden? Neden hareket etmek istiyordum? Belki de ölmüştüm. Ama yine de hareket etmek, bir şeyler yapmak istiyordum. Belki bir etki bırakmak, belki sadece gözlemlemek…

Emin değildim. Ne yapmam gerektiğinden, neden şu an burada olduğumdan emin değildim. Buraya gelme sebebimi de hatırlamıyorum. Tek hatırladığım şey…

Rayla’ya verdiğim sözdü.

Buradan bir an önce çıkıp, ona yardım etmeliydim!

Seni bu hale sokan o olsa bile mi?

Ses? Metalik, titreşen garip bir ses… Ne düşündüğümü bilen, buna göre bana cevap veren bir ses… O an varlığını mı sorgulamalıydım, yoksa sorusuna cevap mı verseydim emin değildim. Ama eğer hala bilincimi kaybetmediysem, onu kabullenip cevabını verebilirdim.

Birkaç saniye geçtikten sonra, boşluğa doğru konuşuyordum.

-Bunu göze almadığımı mı sanıyorsun? Daha önce tanımadığım biri için hayatımı riske atacak kadar aptal olduğumu mu düşünüyorsun?!

-Çünkü öyleyim… Ne kadar inkar etsem de, eğer sözünü tutacaksa bana yaptığı her şeye razıyım.

Salaksın. Ama bu güzel bir şey. Sayende senden sonsuza dek kurtulabilirim.

-Neyden bahsediyorsun?

Seninle konuşmaktan sıkıldım. Şu an ne söylersem söyleyim uyanınca yarım yamalak hatırlayacaksın zaten. En azından kaydını tamamlamış bulunuyorum. Artık bir süre o iğrenç yüzünü görmek zorunda kalmayacağım. 

??

Gözüme ışık geliyordu. Sanki uzun zamandır nefes almıyormuşum gibi ciğerlerime hava çekiyor, hızlı atan kalbimi elimle sakinleştirmeye çalışıyordum. Ağzımda kan tadı vardı ama nereden geldiği hakkında fikrim yoktu. Az daha sakinleşince gözlerimi yavaşça açmıştım. Gördüğüm manzara pek şaşırtıcı değildi.

Bir hasta yatağında yatıyordum. Sonuna kadar açık camdan içeri batan güneşin ışığı giriyor, üstümdeki gömleğin düğmelerinden yansıyarak yüzüme geliyordu. Göğsüme kadar örtü çekilmiş, kravatım ve ceketim rahatlamam için çıkarılmış olmalıydı.

O ana kadar hiçbir sorun gözükmüyordu. Ta ki sağ tarafımda oturan kişiyi görene kadar…

-Rayla?!

Büyük bir heyecan ve merak duygusuyla ona seslenmiştim. Hatta şaşkınlıktan kafamı kaldırmış, yatağın başlığına kafamı çarpmıştım. Rayla cevap veremeden zil çalmaya başlamıştı. Demek ki okulun revirinde olmalıydık.

Rayla sanki yüzünde bir sorun varmış gibi iki eliyle ovuşturmuştu. Kendine küçük bir tokat attıktan sonra, parıldayan yeşil gözleriyle bana bakmaya başladı.

-O kişinin sen olduğunu biliyordum! En başından beri seni ilk gördüğümde anlamıştım Yake! Ve son aşamayı da geçtin! Sana her şeyi en ince ayrıntısına kadar açıklayacağım ama şimdi gitmem gerek. Yakında görüşürüz.

Ne? Bir anda üç dört cümle artarda sıralayarak arkasını dönmüştü. Acıyan kafamın etkisiyle elimi başıma götürdükten hemen sonra ona şu soruyu sorabilmiştim.

-Bir dakika, Rayla. Ne zaman, nerede görüşeceğiz?

Kapıyı yeni açan Rayla saçlarını sola doğru sallamıştı. Altın sarısı saçları gözünün önüne düşerken, küçük bir gülümsemeyle şunu dedi.

-İyi geceler, Yake.

Gözümü kapatıp açmamla beraber yok olmuştu.


Peki, tam olarak ne oldu? Son hatırladığım yerde Rayla’nın kucağında yatmakta olduğumdu. Çünkü Rayla karnıma garip bir cisim saplamıştı. Bir anda o acıyı hatırlayarak karnıma baktım. Kandan kıpkırmızı olmuş gömleğimi üstümden çıkardığımda ise şaşırarak göbeğimi inceliyordum. O olaydan sonra ne bir iz kalmıştı, ne de dokunduğumda en ufak bir acı hissediyordum. Tam karşımda, duvarda asılı olan saate baktım. Saat 1.00’ı gösteriyordu. Yani üç saattir burada yatıyordum.

-Yakki!

Laren endişeyle içeri girmişti. Yüzüme ağlamaklı bakıyor, iyi olup olmadığımı merak ediyordu.

Hemen arkasından ise Talsen gelmişti.

-Hah… Gene neler karıştırıyorsun?

Talsen, endişeden ziyade uyarıcı bir ses tonuyla bu soruyu sormuştu. Onlara neler olduğunu anlatamazdım. Bu yüzden yüzümde küçük bir tebessümle yalan söyledim:

-Gece iyi uyuyamamıştım. 3. dersten sonrada başım döndü, bende revirde kestirmeye karar verdim.

Bunları söylerken üstümdeki kan lekesini örtüyle kapatmıştım. Onların bu lekeyi görmesi demek başka soruları beraberinde getirecekti. Daha ben ne olduğunu anlamış değildim. Laren biraz rahatlamış görünüyordu. Sakinleşmenin verdiği etkiyle hafiften omzuma vurdu.

-Eğer beni bir daha telaşlandırırsan seni kendi ellerimle öldürürüm.

-O zaman telaşlanmana hiç gerek yok.

-Mecaziyi anlamaz mısın sen?

-Ne? Seni anlamıyorum.

-Aynı dili konuşuyoruz.

-Efendim?

-Diyorum ki… Ne halin varsa gör.

Laren Talsen’ı sırtından iterek kapıya kadar götürmüştü. İkisi odadan çıktıktan sonra ise kapıyı kapatmadan önce bana bakıp dil çıkardı. Kapıyı da büyük bir gürültüyle kapattı.

-Kızlar…

Kendi kendime mırıldanıyordum. Fiziksel bir engel olmadığına göre derse geri dönebilirdim. Hem böylece Rayla’yı da tekrar görmüş olurdum.
Son 4 ders tahmin ettiğimden hızlı geçmişti. Ama sınıfta iki kişi eksikti. İlki hala hastanede olan Karin ve ikincisi bana gündüz vakti “iyi geceler” diyen Rayla’ydı. Teneffüste arkadaşlarıma sorduğumda ise Rayla’nın bugün hiç gelmediğini söylemişlerdi. Onun haricinde her şey normal gidiyordu. Okul… Dersler…

Anlaşma… Karin’in ölüyor olması! Kimi kandırıyordum? Kendimi mi? Hiç zannetmiyorum. Sanki… Sanki kalbim hafızam silinse bile bu anlaşmayı ve neden yaptığımı bana hatırlatacaktı. O artık göğsümün derinliklerine gömülmüş bir anttı. Ne olursa olsun amacım doğrultusunda devam etmek, bunu başarmak zorundaydım! Çünkü elimdeki son umut oydu. Çünkü on kurtaracağıma söz vermiştim.

Eve varmam bugün biraz daha uzun sürmüştü. Trenin arıza yaptığını ve yarım saat gecikeceğini duyurmuşlardı. Bende kulaklığımı takıp bir bankta oturmuştum. Bulunduğum yer kalabalıktı. İnsanlar arızaya küfrederken daha sabırlı olanlar gazete okuyor ya da durumu öğrenip başka bir ulaşım aracına binmek için geri gidiyorlardı.


Neye bulaştığının farkında değilsin…

Güm! Kalbim bir anda hızlanmıştı. Ayağa sıçramamla etrafıma bakındım. Birinin bana seslendiğinden emindim. Kulağımda kulaklık son ses müzik dinliyordum. Yine de “o” sesi net olarak duymuştum.

Ya da hatırlamıştım…

Belki gerçekten de kafayı yiyordum…


-Yake, bugün geç kaldın.

Annem mutfakta yemek yapmakla meşguldü. Bana bakmadan sadece soğan doğruyor, bir yandan da eti haşlıyordu.

-Ah, pardon anne. Tren arıza yapmış. Yarım saat onun için bekledim.

-Sıkıntı yok o zaman. Servis konusunu tekrar açarsam beni susturacağından korkuyorum.

-Dediğim gibi anne. Servise binmek istemediğimi söylemiştim. Yürümeyi seviyorum. Akıl sağlığımı koruyor.

-Akıl sağlığını?

-Boş ver. Birazdan gelirim. Üstümü değiştireyim.

Yemek yedikten sonra saat sekiz olmuştu. Uyumadan önce bütün gece bugün yaşadıklarımı gözden geçirmiştim. Aklıma takılan birçok cevapsız soru vardı. Mantığım ise bu soruları çözmeme yeterli olmuyordu.

Yatağa yattığımda yorgun değildim. Ama dehşet şekilde uykum vardı.

Bu gece daha farklı hissediyordum. Daha “farklı” ve daha “canlı”.

Gözlerimi kapadım. Şu an ne olduğunu anlamasam da içimde kötü bir his vardı.

Bir daha gözlerimi açabileceğimi düşünmüyordum.

Uyanmak zorundaydım.

Neden?

Bilmiyorum.

Sadece şu an uyursam tekrar uyanamayacağımdan emindim.

Çünkü bilincim beni yavaş yavaş terk ediyordu.

Belki de bir daha gelmemek üzere..