-Siz tanışıyor musunuz?

-Crysthine’in doğum günü için geldiğim seferde Yakea ile beraber hediye bakmıştık. Aldığı hediyeyi çok beğendiğinde Crysthine’e hediyeyi Yakea ile beraber aldığımı söylemiştim. Kim olduğunu anlatıktan sonra Yakea’yı ilk gördüğünde ona sarılacağına yemin etmişti. Şu an sözünü tutuyor.

-Hım hım aynen öyle.

-Öğh. Bende memnun oldum.

Cılız kolları nasıl bu kadar güçlü sıkabiliyordu?

Neden küçücük vücudu altında eziliyordum?

Rayla böyle sallamayı nerden öğrenmişti?

Kafamda bir sürü saçma soruyla, izin alma faslını başarıyla tamamlamıştık.

Taksiye geri bindiğimizde, Rayla öne oturmuş camdan dışarıyı izliyordu.

Şehir merkezinde bir kafeye gideceğimizi söylemiş ve “iyice birbirimizi tanımamız” için beni Crystal’la yan yana oturtmuştu.

Gerçek adının Crysthine olduğunu öğrendiğime göre herhalde ona bu şekilde hitap etmek daha doğruydu. Turnuvada neden takma isim kullandığından emin değildim. Rayla kullanmıyordu, en azından bizim yanımızda, ben de kullanmıyordum.

Belki de benden korktuğu için kullanıyordu. En azından az önceki tavrını ele alırsak, artık korktuğunu söyleyemezdim.

Konuşulacak çok konu vardı. Hem Crysthine’le hem de ikisiyle beraber. Yine de turnuva ile ilgili konuları takside konuşmak pek uygun gelmiyordu.

Crysthine’i inceliyordum. Üstündeki pembe elbise, altındaki beyaz pantalon, kafasındaki, sarı hasır şapka ile çocuk gibi duruyordu.

Bizden bir iki yaş küçüktü. Yanılmıyorsam Rayla şu an 16 yaşında olduğunu söylemişti. Vücudunu bırakıp yüzüne baktığımda, 16 yaşında olduğu gerçekten de belli oluyordu.

Yüzü, Alter’deki yüzünden biraz farklıydı. Saçları, gözleri, ince kaşları simsiyahtı. Elmacık kemiklerinde minicik bir ben vardı. Yanakları al al, dişleri ise hava atıyormuş gibi bembeyazdı ve gülerken hep dışardaydı.

Rayla’nın aksine, onu süzerken utanmıyordum. Bana sanki hiç var olmamış kardeşimi hatırlatıyordu. Eğer öndekiler olmasa ona sımsıkı sarılıp başını okşardım.

Bir süre öylece baktıktan sonra, Crysthine bana dönmüştü. Aynı Rayla gibi, az önceki heyacanını tamamen kaybetmiş, tedirgi şekilde bakıyordu. Önce, ona uzun süre baktığım için rahatsız olduğunu düşünmüş ve özür dilemeye karar vermiştim. Ama onun aklında başka bir şey vardı.

-Yakea?

-Efendim?

-Dün, n’oldu?

Geceki maçın durumunu merak etmişti. Aralarında en son ben öldüğüm için, sonucu bilmemesi normaldi.

Hım? O zaman Rayla’nın nasıl haberi olmuştu?

Belki kendisi ölünce, benim kazanamayacağımı biliyordu.

Daha fazla bekletmeden sorusunu cevaplamıştık.

-Kaybettik…

-Ah… Belliydi değil mi…

-…

Yolculuğun geri kalanında hiç konuşmamıştık. Dünkü ağır yenilginin ardından onu güler yüzle karşılayabilmek bile aslında büyük bir işti.

Şehir merkezine gelmemiz yarım saatten az sürmüştü. Saat 12’ye yaklaşırken kahvaltının etkisi çoktan geçmiş, midem kazınmaya başlamıştı.

Rayla mekana vardığımızda bizi arabadan indirmiş, taksi şöförüyle konuştuktan sonra yanımıza gelmişti.

Bu kadar yolu taksiyle gidip gelmek aslında pek iyi bir fikir değildi. Ne kadar tuttuğu konusunda dudak uçuklatan bir rakam olacağını tahmin etmek haricinde bir şey yapamazdım.

Rayla, arabadan inerken onu baktığımı görmüş olacak ki düşünceli ifadesinden kurtulup gülümsemeye başlamıştı.

-Hadi, içeri girelim, konuşacak çok konumuz var.

Girdiğimiz kafe öyle büyük ya da gösterişli bir yer değildi. Dışarıdan bakıldığında küçük bir girişi, içeriye girince de kenarlara koyulmuş birkaç masa ve sandalye vardı. Sadece, arka bahçesi biraz büyüktü. Mekanın içinin iki katı kadar olmalıydı. Ortasında küçük bir süs havuzu, ve rahat koltuklarla üstüne cam oturtulmuş beyaz masalar vardı.

Çalışan iki üç kişi haricinde bizden başka kimse yoktu. Garson güler yüzle bahçedeki masalardan birini göstermişti. Havuzun yanındaki masaların tekine oturmuş, atıştırmalık bir şeyler sipariş etmiştik.

Siparişleri beklerken, Rayla konuşmaya girmişti.

-Evet… Öncelikle, Yakea… Bize, dün neler olduğunu anlatır mısın? Ben ve Crysthine öldükten sonra geriye bir tek sen kaldın. Neler olduğunu bilmek istiyorum.

Derin bir nefes alıp Lascen’in söylediği söz, Heyilin’i boğarken aldığım hazzı es geçecek şekilde her şeyi anlatmıştım. Söylediğim her kelimede Crystal ağzı açık şekilde bakıyor, Rayla ise onaylarcasına kafasını sallıyordu.

-Ne? Bu… mümkün mü? Kılıcımı kullanman, yeni bir yeteneğin açılması…

-O an mümkündü. Hatta Heyilin kendi takım arkadaşına Rayla’nın silahını kullandırmaya çalıştığında çocuk yıldırım çarpmışa dönmüştü. Ama anlamadığım bir şekilde Kristal’in çağrısı ile ayakta durmayı başardım. Tabi, kılıcı taşımam Heyilin’in beni ezmesini engelleyemedi.  

-Yakea, bir daha sakın böyle bir şey yapma. Bir kuralı çiğnemek asla cezasız kalmaz. Korkum, yaptığın şeyin seni gerçek hayatında da cezalandırabilme olasılığı… Heyilin’i boğduğun için sana minnettarım, ama kaptanın olarak kendi hayatını tehlikeye atmana izin veremem. Lütfen ama lütfen bunu tekrar yapma.

Rayla çok endişeli bakıyordu. Sözlerinde ciddiydi ve bende tedirgin olmuştum.

-Ben… Özür dilerim Rayla. Bir daha olmayacak, söz veriyorum.

Kafamı öne eğerek özür dilediğimde, Rayla derin bir iç çekmişti.

Çikolatalı sütünden küçük bir yudum alıp önüne bakmaya başlamıştı.

-Şu hale bak… Bütün bunların sorumlusu benken bir de senin özür dilemeni söylüyorum.

-Rayla… Eğer maçın başında kötü olduğun andan bahsediyorsan…

-Hayır Yake… Ben… Heyilin’i bu kadar erken göreceğimizi tahmin etmemiştim. Onum hakkında sizleri uyarmam gerekirdi. En azından, en azından geçen sene yaşananlar hakkında bilgilendirmem gerekirdi.

-Bunun için hala geç değil. Bak, karşındayız, seni izliyoruz, dinliyoruz. Evet, belki bir yenilgi aldık, ama bu takım olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Takım arkadaşların olarak yanındayız, yanında olacağız.

Bu cümleleri söylerken, Rayla’nın gözlerine bakıyordum. Kendini suçlaması doğaldı, söylemediği şeyler ilk kez başımıza bela olmuş, hatta bir nevi maçı kaybetmemize neden olmuştu. Ama ikinci bir şansımız daha vardı. Eğer önümüzdeki savaşı kazanırsak Ön Elemeleri geçebilirdik. Ondan sonra, Heyilin’i yenmek için plan kurardık.

Crystal, elindeki dumanı üstünde içeceği üflerken uzaklara dalmıştı. Onay almak için ona baktığımda, demek istediğimi anlamış ve kafasını sallamıştı.

-Daha önce seni tekrar sorgulamayacağımı söylemiştim Rayla. Eğer takım olmaya devam edersek bunu başarabiliriz, buna eminim.

Sözler avutma sözleri olsa da, Crystal’ın yüzündeki tebessüm içimi ısıtıyordu.

-Teşekkür ederim. Gerçekten, yaptıklarınızın karşılığını nasıl ödeyebilirim bilmiyorum.

-Geçen sene ne olduğunu bir an önce anlatsan yeter.

-Tamam… Yalnız şimdiden uyarıyorum, duyacaklarınız hoşunuza gitmeyebilir, hatta benden nefret edebilirsiniz.

-Mümkün değil.

-İmkanı yok.

– O zaman her şeyi en baştan alalım…