Heyilin kendine çekmeyi bırakmış, bir süre kaskatı kesilmişti.

O an, sadece bakışıyorduk. Gözlerini bir an bile kırpmadan yüzümü inceliyordu.

Büyük ihtimalle, anlamaya çalışıyordu.

Şu an ne yapmaya çalıştığımı,

Aklımı yitirip yitirmediğimi…

Neler düşündüğümü…

 

Yine de, artık geç kalmıştı…


-Lasce!!!!…

Ayaklarımdan aldığım tüm güçle süründüğüm yerden zıplamış ve Heyilin’in karnına kafa atmıştım. Göğsündeki bütün hava zorla dışarı çıktığından sözü yarım kalmıştı.

Bir an bile durmadan, onu etkilemeyecek saldırılar için vakit kaybetmeden arkasına geçmiştim. Ellerimin içinden geçen zincirleri kollarımla boynuna dolamış, ikinci bir nefes için şans tanımayıp bütün gücümle zincirleri kendime doğru çekmiştim.

Hançerler hala ellerimin içindeydi. Çekerken onları tutamıyordum, ellerimi delip geçtiklerinden parmaklarım sadece zincirleri sıkmama izin veriyordu. Hançerlerin kulbu deliklerden büyük olduğundan da çıkmıyorlardı.

Onu boğarken, adam akıllı kullanamadığım ellerim dehşet şekilde acıyordu.

-Öğh, öğhh…

Bacaklarında güç kalmayan Heyilin dizlerinin üzerine çökmüştü. Sıcak asfaltın üzerine akan salyaları yere değdiği anda buharlaşıyordu.  Sırtındaki turuncu diskin parlamasıyla beraber hançerler kısa kılıçlara dönüşmüş ve ellerimden çıkmaya başlamışlardı. Bunu fırsat bilerek zincirlerin gevşemesine fırsat vermeden Kristalin Çağrısını aktive etmiştim. Kılıçlar elimden çıktıktan sonra koyu sarıya dönen ellerimi anında tekrar kullanabilir hale getirmiş ve zincirleri ellerime dolamıştım. Şimdi, az öncekinden çok daha sert şekilde sıkabiliyordum.

 


Ağzımda iğrenç bir tat vardı.

Nerden geldiğine anlam veremediğim,

Dişlerimi gıcırdatan bir tattı.

Şu an, birini öldürüyordum.

Ve bu tat gelmeye devam ediyordu.

İlk savaşta bile, Odisa’yı öldürürken bu tadı almamıştım.

O zaman da intikam alıyordum. O zaman da onu yerden yere vurmuş,  Rayla tetiği çekerken yüzüne bakmıştım.

Ama bu tat yoktu.

Birisinin can çekiştiğini görmek, korkunç bir şeydi. Ne kadar başka bir dünyada olsak, ve tekrar canlanacağını bilsem bile, maçı bu şekilde kazanmak çok acımasızcaydı.

En azından, Rayla’yı örnek almalıydım.

Birini öldürürken, olabilecek en hızlı şekilde yapmalıydım.

Yine de…

Hem tek vuruşta öldürebilecek bir silahım yoktu.

Hem de…

Ağzımdaki iğrenç tadın bitmesini istemiyordum.

-Hahaha, hahahah!

Durmadan, bir an bile zincirleri gevşetmeden gülüyordum. Heyilin’in vücudunu titrerken izlemek, ağzından çıkan köpüğü görmek garip bir his veriyordu.

Sözde, Rayla’nın ve Crystal’ın intikamını alıyordum. Az önce onları öldürdüğü için sinirlenmiştim ya, onlara yaptıklarını ona yapmak iyi hissettirmeliydi.

Ama asıl neden bu değildi. Crystal’ın kılıcını elime aldıktan sonra, içimdeki bütün öfke çoktan yerini meraka bırakmıştı.

Heyilin’in kim olduğu, Rayla’nın söylemedikleri…

Şu an bile, birini öldürdüğümü biliyor olsam bile,

Heyilin’i ellerimin arasında kukla gibi oynatabildiğim için mutluydum.

Cidden, mutlu olmamın tek nedeni buydu.

Kafasını bir sağa, bir sola sallıyordum.

Dizlerinde güç kalmadığında, yüz üstü yere düşmesine izin vermiştim.

Heyilin biraz sonra ölecekti.

Ve, bu savaşı kazanacaktık…

Yaptığım şeyin farkındaydım.

Geçen senenin kazananını, ellerimle boğuyordum.

İlginçtir ki, aklıma Rayla’ya verdiğim söz gelmişti.

Ona her şeyi gizlediği için kızarken, aslında verdiğim sözü bile tutmuyordum.

Onu koruyamamıştım.

Crystal’ı koruyamamıştım.

Zor durumda kalkanı değildim.

Onun yanında değildim.

Ne dimdik dikilebilecek kadar gururlu,

Ne de karşısında olabilecek kadar yüzsüzdüm.

Şimdi ise, hak etmediğim bir zafere doğru gidiyordum.


Düşüncelerim, ani bir darbenin etkisiyle kesilmişti.  Sırtımda hissettiğim derin bir madde, kaskatı kesilmeme neden olmuştu.

Kendine gel!

??????????????????????????????????????????????????

Canım… Canım acıyor!!

Ne… Ne oluyor?!

Neden karnımın içinde bir kılıç var?!

Ne oluyor?!

Kazanmamış mıydık?!

Kafamı arkaya çevirdiğimde, bütün sorularımın cevabını bulmuştum.

Ellerim zincirlerin arasından yavaşça çözülürken, havaya kaldırılıp diğer tarafa atılmıştım.

Yere düştüğümde kılıç hala içimdeydi ve zemine ilk o çarptığından karnımın ön tarafını delip çıkmıştı.

Her zamanki gibi canım acıyordu, ama artık bir önemi yoktu.

Karşımdaki kızı izlerken, ölümü beklemekten başka yapabileceğim bir şey yoktu.

Şu ana kadar, sadece savaşın en başında gördüğüm kızdı bu. Heyilin’le savaşırken bile yanımıza gelmemişti. Varlığını nasıl unuttuğuma hâlâ şaşıyordum. Uzun, düz beyaz saçlarını, yüzündeki gülen tiyatro maskesini ve sırtındaki iki uzun kılıcını unutmam mümkün olmamalıydı.

Üstündeki, zırhsız ince siyah elbisenin bile ayrı bir güzelliği vardı. Bol, gri kısımları yürüdüğünde dalgalanıyorken, altındaki yırtık siyah pantalondan ayaklarındaki bota kadar, her şeyiyle mükemmeldi.

Gümüş gözlerini sinirli şekilde çatmıştı. Haksız da değildi zaten…

Az önce, gülerek takım arkadaşını boğuyordum,

Neden daha erken gelmediğine şaşırmam gerekirdi aslında…

Adı, galiba Lascen’di.

Birazdan öleceğimi bilsem de, onunla hiç savaşma fırsatım olmadığına üzülüyordum.

Bilekliğimi kaldırıp, Kristalin Tınısını kullanmak istemiştim.

Kendimi iyileştirirsem biraz daha ayakta durup, onunla savaşma fırsatına erişebilirdim.

Ama Lascen’in izin vermeye niyeti yoktu.

Sırtına elini atmasıyla, ikinci kılıcını çıkarmıştı.

Çıkardıktan sonra ise ikisi birden kaybolmuştu.

Birkaç saniye boyunca, onu görmemiştim.

Gözümü açıp kapamamla beraber ise,

Havada uçan başka bir şey görüyordum.

-AhhhhhhHHHHH!!

Uçan şey, benim kolumdu…

Kolsuz bir vaziyette yerde yatıyordum.

Dakikalar geçmişti,

Lascen bir şey yapmıyordu.

Asfalta içimden okkalı bir küfür savurmuştum.

Hem yaralarımı yakıyordu, hem de oluşturduğum kan havuzunu kaynatıyordu.

Huzur içinde ölmeme bile izin vermiyordu.

-İşimi bitirmeyecek misin?

Boş gözlerle havaya bakarken, yanımda diz çöken kıza seslenmiştim.

Konuşmuyordu.

Hareket etmiyordu.

Sorularıma cevap da vermiyordu.

Sadece yerde yatarken kanamamı izliyordu.

 

-Heyilin’i kurtardın değil mi? Onu öldürdüğümü hissetmedim. Belki daha erken gelsen o kadar acı çekmeyebilirdi. Sonuçta, kendi takım arkadaşlarını öldüren birisi olduğuna göre seni geç kaldığın için cezalandırma ihtimali de var.

-…

-O son yaptığın hareket, bir yetenekti değil mi? Seni savaş boyunca fark edememem, o da bir yetenekti.

-…

-Tamam o zaman. Ben ölene kadar konuşmayalım. Zaten kazandınız.

-…

Bilincimi yavaş yavaş kaybediyordum. Artık ne acı, ne de sıcağın farkındaydım. Gözlerimi yavaşça kaparken, kulağıma sadece bir cümle ulaşmıştı.

Onu kurtarmadım Yake. Seni kurtardım.

Ya da ben öyle sanmıştım..