-Soraz ne yapmaya çalışıyorsun?!

-Sen ne yaptıysan aynısını…

-Daha ikinci savaşta Heyilin’in karşıma çıkarmak ne demek? Pusula açılmadan onu yenemeyeceğimizi söylemedim mi?!

-Ve dediğin gibi oldu. Az önce Yake’a son nefesini verdi. Maçı kaybettiniz.

-Bir anlaşmamız vardı!

-Anlaşmayı onu buraya getirerek bozdun zaten! Savaşta yaptığı şeyden haberin var mı?! Takım arkadaşının kılıcını kullanmaya çalıştı!

-Ne?

-Geçerli olan iki kuraldan tekini çiğnedi. Peki nasıl cezalandırdım biliyor musun?!

-…

-Cezalandıramadım, ve sebebini çok iyi biliyorsun! Ssadece kılıcın yan etkilerine maruz kaldı! Onu da kendi yetenekleriyle geçirdi.

-Nasıl? Daha önce kendini iyileştiremiyordu?

-Silahının bir acı seviyesi var. Bu savaşta o seviyeyi geçti, ve gerçek bedeninin etkilenmemesi için yetenekleri kendisi içinde açıldı.

-Demek öyle…

Beta, eğer ona ne olduğunu anlatırsan…

-Anlatmadım! Anlatmayacağım da… Ve sende sözünü tutacaksın! Pusula açılana kadar Heyilin’i bir daha karşımıza çıkarmayacaksın.

-Bana emir mi veriyorsun?! Konuşurken karşında kim var dikkat et!

-Ah, doğru… Artık kendine “tanrı” diyorsun değil mi? İlk duyduğumda gülmekten altıma yapıyordum.

-Komik olduğunu mu sanıyorsun?! Sana yapabilecekle…

-Hiçbir şey yapamazsın. Bana ihtiyacın var.

-Gözümün önünden kaybol!

-Hatırlatırım beni sen çağırdın.

-Defol!


Saat sabahın 6’sını gösteriyorken Rayla aniden uyanmıştı.

Gün ağırmaya yeni başlamış, içeri giren ışık odayı aydınlatmaya başlamıştı.

Zifiri karanlık olmadan uyuyamadığından yataktan kalkmıştı. Odada volta atarken dağınık saçlarını elleriyle tarıyordu.

Aklında milyonlarca şey vardı. Yetmezmiş gibi geceki maçtan sonra planı büyük bir riske girmişti.

Soraz ona ihanet etmiş, ve karşısına Heyilin’i çıkarmıştı.

Heyilin karşısında hiçbir şansı olmadığını gayet iyi biliyordu. Fısıltı’yı eline almadığında gücünün yarısı yok demekti.

Bu maçı kaybettiklerine göre, üçünü savaşı ne olursa olsun kazanması gerekiyordu.

Kazanacaktı da…

Aynada kendine bakarken her sabah söylediği şeyi tekrar söyledi.

Onu geri getireceksin. Onu geri getireceksin.

İki kere söylemek yeterli değildi.

-Geri getireceksin! Onu geri getireceksin! Geri getireceksin!!!

Yanağından akan yaşları farkettiğinde dizlerinin üstüne çökmüştü. Sinirinden aynaya attığı yumrukla elini kesmişti.

Kırık cam parçaları arasında oturuyorken aynı sözleri tekrar tekrar söylüyordu. Gözlerinin önüne gece yaşananlar aklına geliyor, sanki her şeyi tekrar yaşıyordu.

Artık gücü kalmamıştı. Son ana kadar dayanması gerektiğini bilse bile şu an her şeye son vermek istiyordu.

Yakea’nın gözleri önünde dün ikinci kez çökmüştü.

Her şey yolundaymış gibi davranmak onun için gitgide zorlaşıyordu.

Belki onu ziyaret ederse biraz daha dayanabilirdi.

Hem bu sefer Yakea’yı da tanıştırsa iyi olurdu.