-Şimdi ne yapmalıyım peki?

Okuldan yeni çıkmış eve doğru yürüyordum. Evim okula yakın değildi ama servisleri kullanmak istemeyişimden otobüs ya da metroyla eve dönüyordum. Giderken de ailem bırakıyordu. Bu durum neredeyse  3 senedir böyleydi. Liseye başladığımdan beri, yürümek benim için hep bir ayrıcalık olmuş, en rahat düşünme şeklim haline gelmişti. Trafiğin aktığı bir sokakta, sokak satıcılarının mal satmak için bağırışları eşliğinde Rayla’nın söylediklerini düşünüyordum.

Nedense Rayla’nın doğruyu söylediğine dair hiçbir kuşkum yoktu. Bu garip karşılanabilecek bir durumdu. Tanımadığım biriyle normalde hiç yapmayacağım tarzda bir konuşma yapmış ve sonrasında belki birinin kaderini değiştirebilecek bir karar vermem gerekmişti. Dedikleri hayal ürünü gibi gelse de, ona inanıyordum. Söylediklerinin içten olduğunu hissediyordum. Ve bu yüzden, aynen onun dediği gibi karar verirken çok iyi düşünecektim.

Kendi hayatın pahasına başkasını koruyabilecek misin? Benim hep yanımda olacak, zor durumlarda kalkanım, zaferlerde kılıcım olabilecek misin? Gök yerle bütünleşse, dünya tersine dönse bile beni bırakmayacak, karşımda dimdik dikilebilecek misin? Liderliğimi kabul edecek ve benden nefret etsen bile değer verebilecek misin?

Sorduğu bu soruların bir nedeni olmalıydı. Belki kendisi çok zayıftı, bu yüzden bir intihar piyonu arıyordu, belki de bulaşmak istemediği işleri yaptıracağı bir köle. Ama bu soruları sorduğuna göre başarabileceğime inanıyordu. En azından, bana bir şans vermek istiyordu.

Yaklaşık 15 dakikadır beyin fırtınası yapıyordum. Dediklerini aklımdan geçiriyor, tekrar tekrar inceliyordum. Bunu yaparken de çoktan metroya binmiştim. Tren, sinyal verdikten sonra kapılarını kapamış, içerideki kalabalık ile beraber sessizce hareket etmeye başlamıştı.

Eve varmam uzun sürmedi. İçeri girdiğimde evde bir tek annemin olduğunu fark ettim. O da mırıldanarak yemek yapıyordu. Çantamı odama bırakmamla beraber hemen üstümü giyinmeye koyuldum. Aklımda Karin’i ziyaret etmek vardı. Büyük ihtimalle hastaneden çıkmamıştı ama bilincinin açık olduğunu umuyordum. Annemin yanına gittim. Öptükten sonra şunu söyledim:
-Anne ben çıkıyorum.

-Hemen nereye? Daha yeni geldin oğlum. Yemek yeseydin bari.

-Karin’i ziyaret etmeye gidiyorum. Eğer hâlâ hastenedeyse ziyaret etmeliyim.

-…Tamam. Ama bir saat içinde burada ol. Yemek hazır olur.

-Tamamdır.

Evden hızlı adımlarla çıktım. Kararımı vermeden önce Karin’i son bir kez daha görmek istiyordum. Durumunun nasıl olduğunu, kendisiyle ilgili durumu bilip bilmediğini merak ediyordum. Hastaneye varmam uzun sürmemişti. Kapısına kadar koşmuş ve nefes nefese kalmıştım. Ama camdan içeri baktığımda, neden burada olduğumu, neden yardım etmek istediğimi, neden onu bu kadar çok sevdiğimi bir kez daha farkettim.

Karin, yatağında dik şekilde oturuyordu. Siyah saçları bembeyaz hastane kıyafetinin üstüne düşmüş, pencereden dışarı bakıyordu. Gözleri ağlamaklı, yüzü ise girdiği operasyonlardan dolayı çökmüş… Böyle bir durumda bile, öleceğini bilsem bile, ona hayran şekilde bakmaktan kendimi alamıyordum.

Bir kaç dakika öyle kalmıştım. Sonrasında ise arkamdan birini içeri girmem için ittiğini fark ettim. İten kişi bir hemşireydi. Yüzümdeki ifadeyi görmüş olmalıydı ve “Hadi artık daha fazla bekletme.” diye mırıldanmıştı. Kapının açılma sesini duyan Karin yüzünü bu tarafa doğru çevirmiş ve gözleri kocaman açılmıştı.

O an ne hissettiğini bakışlarından anlayamıyordum. Pişmanlık? Sevgi? Sevinç? Hüzün? Ona bakarken kendimi derin bir çukurda bulmuştum. Ne söyleyeceğimi bilmiyor, ne cevap vereceğimi düşünmemiş, nasıl davranmam gerektiğini anlamamıştım. Ve bu çukur, Karin’in söylediği son sözden sonra daha da derinleşmişti.
-Yake, git buradan.


-Sofraya oturabilirsin yemek hazır.

-Peki…

-Arkadaşının durumu nasıl? Okula gelebilecek mi artık?

-… Ah… Evet haftaya geliyormuş.

-Yüzünden düşen bin parça. Ne oldu? Kötü bir şey mi var?

-Yok anne. Sadece kendimi iyi hissetmiyorum.

Karin’in dediği bu tek söz aklımdan bir türlü çıkmıyordu.
Odasına girdiğimde, sadece “git buradan” demişti.

Başka tek bir cümle ağzından çıkmamıştı.

Git buradan…

Tek bir söz bile söyleyemeden hastaneden ayrılmıştım. Eve nasıl geldiğimi hatırlamıyordum bile. Üstümü çıkarttım. Camdan esen rüzgârla beraber sırtımdaki soğukluğu derinden hissediyordum. Sanki biri beni buz dol bir küvetin içine atmıştı. Bedenim uyuşmuş, o şekilde uzun süre kalmak istiyordu. Ama aklımdakiler beni tedirgin ediyor, nedensiz yere volta atmamı gerektiriyordu. Ne yapacaktım? Ne istiyordum? Duygularım soğuktan uyuşan vücudumla beraber içimi garip bir hisle dolduruyordu. Bu his, Rayla aklıma geldiğinde daha da kuvvetlendi. Kulağıma fısıldadıklarını hatırladım. Hiç aklımdan çıkmıyordu ki… Söylediğinden beri, hafızamın derinlerinde duruyor, o anı tekrar tekrar yaşatıyordu. İlk kez gördüğüm birine neden bu kadar takılmıştım ki? Davranışları, konuşma tarzı, düşündükleri… Bizim okula yeni gelmesine rağmen bizi görenler ilk benimle konuştuğunu söylüyorlardı.

Daha fazla düşünmek sadece başımı ağrıtacaktı. Bir an önce yemeğe inmem gerekiyordu. Üstümü giyinmemle beraber sofraya oturdum. Sessiz ve bir o kadar da gergin bir yemek yedik. Annem, babam, ikisi de konuşmak istiyor ama cesaret edemiyorlardı. Çünkü tersleyeceğimi ve üstüme gelindiğini söyleyeceğimi biliyorlardı.  Yemeğin ardından doğrudan odama koştum. O an, yapabileceğim tek şey uyumaktı. Rayla’yı araştırmak istesem bile soyadını, nereden geldiğini bilmiyordum. Karin davranışları ise çözülmesi gereken başka bir gizemdi.

Bu düşünceler kafamı kurcalarken gözlerimi yummuştum.


Dünkü konuşmanın üzerinden tam bir gün geçmişti.

Rayla söz verdiği gibi beni bekliyordu… Yine aynı saatte, kütüphanenin girişinde, elinde mavi ciltli bir kitap tutarak beni bekliyordu. Yanına varana kadar geldiğimi anlamamıştı. Ya da ben öyle zannetmiştim.

-Yake, insanları diğer canlılardan ayıran en önemli özellik nedir bilir misin?

-İradeleri olması mı?

Sorusunu hiç düşünmeden cevaplamamla beraber kitabı bir anda kapattı. Gözlerini gözlerime dikmesiyle beraber o garip duyguyu yine hissetmiştim. Tedirginlik, utanç, heyecan karışımı bir şeydi. Nasıl tarif edeceğimi bilmiyordum.

-Hayır. Merak…

-…

-Eğer şu an buradaysak, bunun tek bir açıklaması vardır. O da merak.

-Kanıtın ne peki? Merak insanların teknolojiyi bu seviyeye getirmelerine ve gelişmeye  katkı sağlamış olabilir ama bunun ikimizin burada olmasıyla ne alakası var?

-Hahaha. Bazen çok karışık düşünüyorsun Yake. Benim burada olma nedenim, sana olan merakım.
Ve senin burada olma nedenin de başarabileceklerine olan merakın…

-Ne…

-Şişt! İlk sınavın şu an başlıyor. Kararın ne? Benim olacak mısın?

3 Gün… Sadece üç günde, hayatım tepetaklak olmuştu. Karin’in hastalığı… Bu kızın gelişi… Bana teklif sunması… Gördüğüm kâbuslar… Şimdi geri adım atamazdım. Yaptığı bu son söz oyununu anladığımı biliyordu. Ama vazgeçmeyeceğimi de biliyordu. Çünkü bana imkânsızı başarma şansını sunmuştu. Başka kimsenin sunamayacağı bir şansı… Konuşurken sesimde en ufak bir tereddüt yoktu. Bugünden sonra, artık Rayla’ya ait olacaktım.

-Evet. Sen bana bir seçenek sundun. Başka kimsenin sunamayacağı bir seçeneği… Neden beni merak ettiğini ya da neden böyle davrandığını bilmiyorum. Bunu ancak seni tanıyarak çözebilirim. Ve bunun için senin olmaktan başka şansım da yok.

O garip his ortadan kalkmıştı. Bütün içimdekileri bu üç cümlede dökmüş, tüy gibi hafiflemiştim. Peki, aldığım cevap ne mi olmuştu?

Yere düşen bir damla…

Rayla, ağlıyordu. Daha doğrusu, ağlamamaya çalışıyor ama gözyaşlarının yanağından süzülmesini engellemiyordu. Kaskatı kesilmiştim. Ne tepki vereceğimi bilmiyordum. Neden ağladığını bile bilmiyordum. Tek anladığım şey, bu teklifin derinlerinde başka olaylar yatmasıydı. Sınav demişti. Sınavı geçmiş miydim?

Bir kaç dakika sonra elleriyle gözyaşlarını sildi. Yüzünde sevecen bir gülümsemeyle:

-Takımıma hoş geldin.

Dedi…

Ve tepki veremediğim bir hızda, dudaklarını dudağıma yapıştırdı.