Kafayı yemek üzereydim! Ne olduğunu anlamaya çalışırken diğer taraftan da bir plan düşünmeye uğraşıyordum. Karşımdaki kızın Rayla’yı tanıdığı kesindi. Ama neden ona Beta dediğini anlamıyordum!  Üzerimize doğru geliyorlarken Rayla’nın çıldırması bize gereken son şeydi.

-Rayla! Kendine gel! Rayla savaştayız!

Crystal hala onu kendine getirmekle meşguldü. Rayla’yı sarsıyor, yere düşen başını tekrar tekrar kaldırmaya çalışıyordu.

Şu anki durumu anlamaya çalıştıkça daha da dibe batacağımı hissediyordum. Bir an önce bir çözüm yolu bulmalıydım.

Etrafıma bakındım. Balard diye seslenilen çocuk sol çarprazımızdaydı. Üzerinde siyah bir takım elbise, elinde ise küçük, elektronik bir alet vardı. Bu aleti kısa siyah saçlarının arasından geçirip kulaklarına takmıştı. Ağız kısmında ise mikrofon ucu gibi bir şey takılıydı.

Tehlikenin yaklaştığını fark edince aceleyle Rayla’yı ayağa kaldırmıştık. Crystal artık pes edip Rayla’yı üzerime doğru itmişti.

-Yake kendine getir onu! Elimden geldiğince zaman kazandıracağım.

Crystal önümüze geçmiş, devasa kılıcını Heyilin’i gösterecek şekilde kaldırmıştı.

-Hey! Önce beni denemeye ne dersin?!

Sesi olabildiğince gür çıkıyordu. Amacı Heyilin’i üstüne çekmek olmalıydı.

-Hahaha, ne tatlı kızsın sen öyle! Dediğin gibi olsun, bakalım kaç saniye dayanabileceksin!

Heyilin Crystal’ın kışkırtmasına cevap vermiş olsada hareket etmemişti. Belindeki kısa kılıçlar üzerine düşen güneşle parıldıyordu.

Kısa kılıç kullandığına göre yakından dövüşüyor olmalıydı.

Daha doğrusu… Ben öyle zannediyordum. ,

-Crystal blokla!

Heyilin elini kılıçlarından tekine attığı gibi Crystal’a fırlatmıştı.

Fırlayan silah bir ok gibi Crystal’ın kafasına giderken ucundaki zincir ise arkasından geliyordu. Kat ettiği mesafe metrelerce olmasına rağmen kılıç yüksekliğini hiç kaybetmemişti. Arkasında bıraktığı düz çizgi halindeki zincir yer çekimine karşı geliyordu.

Crystal bir an bile düşünmeden kılıcını öne doğru sallamıştı. Çarpışmadan çıkan kıvılcımlarla beraber kısa kılıç yön değiştirmişti.

Ağzım açık şekilde Crystal’ı izliyordum. Böyle bir saldırıyı tahmin edemezdim. Eğer Crystal bloklamakta bir saniye bile geç kalsaydı kısa kılıç çoktan kafasına girmiş olacaktı.

Ve onu kurtaran kişi de, elimi sıkmayı bırakmış olan Rayla’dan başkası değildi.

Titremesi geçmiş, tabancasını yerden almıştı. Şarjörü yeni değiştirirken saklayamadığı tek şey gözlerindeki korkuydu.

Az önceki soğukkanlılığını üzerinden atan Crystal duyduğu sesin kimden geldiğini fark edip arkasına dönmüştü.

-Rayla?!

-Crystal bana yaklaş, Yakea arkamıza geç! Çalıştığımız pozisyonlara haydi! Rayla vir an bile kaybetmeden komutları vermeye başlamıştı. Bu savaşı kazanmak istiyorsak az önce olanları sorgulamaktan ziyade kendimize gelmeliydik.

-Tamamdır!

-Anlaşıldı!

Biz düzen alırken Heyilin fırlattığı kılıçı kendine doğru çekiyordu. Zincerlere dokunmadan, sadece elini öne doğru uzatarak yapıyordu bunu. Neredeyse onlarca metre uzunlukta olan zincirin Heyilin’in arkasında nasıl kaybolduğuna anlam veremiyordum.

Kısa kılıcı eline aldıktan sonra, belindeki diğer kılıcı da çıkarmıştı. Kılıçların ucundaki zincirler belinden sırtına doğru gidiyordu. Bakışları hala alaycıydı. Yüzündeki küçük bir tebessümle konuşmaya başlamıştı.

-Beta? Oooo bana kızmışsın! Halbuki ben seni çooook özlemiştim.

Rayla cevap vermiyordu. Kemerinden “oyun bozan”ı çıkarmış, bir şeyler düşünüyordu. Heyilin’le göz göze gelmekten kaçınıyordu.

-Crystal, Heyilin’in sana yaklaşmasına sakın izin verme. Eğer yakalarsa seni köşeye sıkıştırıp bizden uzaklaştırır. Bir gözünde hep maskeli kızda olsun. Uzaktan saldıramayacağı için dibimize girip arkadan saldıracaktır. Yakın dövüşte onu durdurabilirsin ama dikkatsizce saldırma.

-Rayla bunu nasıl bili…

-Savaş bittiğinde her şeyi anlatacağım! Söz veriyorum.

-Yake, o kılıçların seni vurmasına sakın izin verme! Arkamda kal, geriyi kolla ve gerektiğinde bizi iyileştir. Diğer kişinin ne yaptığı hakkında fikrim yok, ona da dikkat etmeyi unutma.

Kafamı sallayıp bilekliğimi karnıma doğru çektim. Şu an üç tarafımızda sarılmıştı ama ne hareket edebiliyor ne de ne rakibi çözebiliyordum. Formatı bozacak bir davranış sonumuzu da getirebilirdi.

Başım hala ağrıyordu. Rayla’nın kendine gelmesiyle kalbim biraz rahatlamış olsada tedirginliği üzerimden atamıyordum.

Onlarla yumruk yumruğa çarpışamayacağımdan, tek yapabileceğim üzerime gelen bir saldırıyı püskürtmek ve takımıma iyileştirme sağlamak olacaktı.

Hepsine teker teker baktığımda, Balard’ın üzerinde takım elbise olması garip geliyordu. Özellikle elinde silah gibi bir şey olmadığından, nasıl bir role sahip olduğu konusunda endişeleniyordum.

Bir önceki maçtan kalan tecrübelerim ona destek ünvanını yapıştırmamam konusunda beni uyarıyordu.

Diğer taraftan Heyilin göründüğü üzere hasarcıydı.

Sırtımdan soğuk terler akıyordu. Arenada sadece sessizlik hakimdi. Heyilin yaptığı ilk hamleden sonra bir şey denememişti.

Rayla’da herhangi bir şey demiyordu.

Sadece, birbirlerine bakıyorlardı.

Heyilin gülerek, Rayla ise nefretle…

Ne olduğunu hala bilmiyordum.

Ama bu ikisinin geçmişte bir şeyler yaşadıkları kesindi.

Ve de aralarında ne olduğunu anlamak için çok geç sayılmazdı.

Çünkü birkaç saniye içerisinde, gerçek kırılma başlayacaktı.


-Şimdi! Kaderin Emri!

Hızlı tetik!

Heyilin’in hayrıkışıyla beraber herkes harekete geçmişti. Rayla, Hızlı Tetik yeteneğini aktive etmiş, Crystal onu korumak için önünde kalkan olmuştu.  Yaklaşmaya çalışan kim olursa olsun Rayla’nın bu yeteneği onu delik deşik ederdi. Yine de Heyilin umursamadan üstlerine doğru koşuyordu. Crystal’ı ise  üzerine gelen Heyilin’e hazırlanıyordu.

Heyilin kılıçlarından birini dev ekrana yollamıştı. Saniyeler sonra ekranın alt kısmına saplanan kılıç titremiş ve orada kalmıştı. Heyilin kendini kılıca doğru çekmiş ve dibine girdiğinde kılıç saplandığı yerden çıkıp eline gelmişti. Şu an, dev ekrandan Crystal’ın üzerine düşmekte olan Heyilin “Kaderin Emri” diye tekrar bağırıp ikinci  kısa kılıcını Crystal’a yollamıştı.

Crystal yetenek kullanmadan kılıcını sallayıp  kendine saplanmasını önlemişti. Heyilin yere saplanan kılıca doğru kendini çekerek düşme hızını arttırıyordu.

Heyilin zincirli kılıçlarını sadece saldırı amaçlı değil, hareket amaçlı da kullanıyor olmalıydı. Bunu nasıl yaptığını sırtına bakınca anlamıştım.

Sırtında, zincirlerin sarılı olduğu kocaman bir “disk” vardı. Diskin etrafındaki zincirlerin ne kadar kalın olduğu anlaşılmıyordu. Sadece turuncu renkte parlayan bu “şey” etrafındaki havayı değişik bir hale sokuyordu. Zincirleri bir motor gibi kendi etrafında sararak hızlanmasını sağlıyordu.

Böyle bir aleti hiç görmemiştim. Hangi zaman dilimine ait olduğundan da emin değildim. Bilekliğim gibi gelecekten gelme ihtimali de olsa elindeki kılıçlar orta çağdan kalmaydı. Üzerindeki kahverengi elbise de eski bir kıyafet gibi duruyordu.

Crystal üzerine tüm hızıyla gelen Heyilin’e kılıcını tüm gücüyle sallayarak karşılık vermişti. Heyilin ayakları yere basmadan kısa kılıcı kendine çekmiş ve ikisini de kullanarak Crystal’ın kılıcına vurmuştu.

Çarpışmadan çıkan metalik ses tüm arenayı inletirken, duyduğum başka bir ses kafamı çevirmeme sebep olmuştu.

Bu patlama sesi, Rayla’nın “Oyun Bozan”ından geliyordu..