6 Ekim 2018  

Sakinleşmek için derin bir nefes aldım.

Akciğerlerimi dolduran havada yoğun bir is kokusu vardı. Sanki bir otobanın kenarında, trafikte sıkışan araçların havaya saldığı mazotu kokluyordum.

Kulaklarım aynı gürültüyü duyuyordu. Tezahüratlar ve başka anlam çıkaramadığım sesler tribünlerden geliyordu. Uzakta olduklarından göremiyordum da…

Acaba gerçekten bizi izleyen o kadar çok insan var mıydı?

Güneş en tepedeydi. Kuru, asfalt zemine çarpan ışınlar siyah tabaka tarafından acımasızca emiliyordu. Normalde antrenman yaparken öğlen vakti sıcağının bizi çok etkilediğini söyleyemezdik. En azından yakınımızda ters akan bir şelale, ve ağaçlarla dolu bir ormanımız olduğundan yeterince ferahlayabiliyorduk.

Ama bu arena acayip sıcaktı. Maçımızın güneş en tepedeyken olması yetmezmiş gibi, bir de bu iğrenç kokuya tahammül etmemiz gerekecekti.

Burnumdan akan terin yere damlamasına dalmışken, arkamda birisi öksürmüştü.

-Öhöhöh. Bu ne be!

Crystal elinin tersiyle burnunu kapıyordu.

Rayla’nın durumu da farklı değildi. Eliyle gözlerini güneşten koruyor, yüzündeki ekşi ifadeyle uzağa bakıyordu.

-Arena her maç için farklı bir hale bürünür. Şansımıza kötü bir tema çıktı. Etrafımıza bakacak olursak devasa bir otobandayız.

Rayla’nın konuştuklarını dinlerken etrafı incelemeye devam ediyordum. Tepedeki dev ekran haricinde alanda hiçbir yüksek yer yoktu. Ekranın yukarıda durmasını sağlayan sütun bile sıcaktan eriyor gibiydi. Ya da yerden yükselen sıcaklık gözlerime bir oyun oynuyordu.

Ekranda geri sayım çoktan başlamıştı. Ama, arenada bizden başka kişi yoktu. Çenemi kaşırken tedirgin şekilde bakınıyordum.

-Maçın başlamasına 7 dakika kaldı. Bunlar nerede?

-Bilemiyorum. Maçın vaktinden haberleri olması gerek.

-Çekilmiş olabilirler mi?

-Belki… Eğer geri sayım bitene kadar ortaya çıkmazlarsa maçı hükmen galip olarak kazanırız.

-O zaman çıkmamaları için dua mı etsek?

Yaptığım bayat espriden sonra aşağılar şekilde yüzüme bakmaya başlamışlardı.

-Tamam tamam espri yaptım. Hem bu turnuvayı herkesi yenen bir takım kazanabilir. Eğer hakkımızla yenemezsek kazanmanın bir anlamı kalmaz.

-Fark ettiğine sevindim Yake.

-En azından bunu anlayacak kapasiten var.

-Hey! Laf sokun diye söylemedim!

Beklerken oluşan gerginliği saçma konulardan konuşarak atmaya çalışıyorduk. Geriye sadece bir dakika kalmıştı. Ağzımı başka bir gereksiz konu için açacakken Rayla hareket etmişti.

Rayla el hareketiyle konuşmayı kesmiş, rakip takımın ışınlanması gereken bölgeyi gösteriyordu.

Sirenin çalmasına saniyeler kala, gösterdiği bölge parlamaya başlamıştı.

Diğer taraftan, gökyüzü bulutlarla kaplanıyordu.

Üzerimizdeki sıcağı alan serin bir rüzgar yüzüme çarptığında,

Siren patlarcasına öterken,

karşımda üç kişi duruyordu…

 


 

Savaş başlamıştı…

Ama bizim takımdan kimse kılını kıpırdatmıyordu.

O an, bende ne yaptığımı bilmiyordum. Kulağım siren bittiğinde kendine gelirken rakip takımı izlemeye devam ediyordum.

Balard sana ne demiştim! Eğer pes etseydin bu kadar geç kalmazdık!

-Ama, Heyilin, oynamakta sen ısrar ettin.

-Ne kadar iyi olduğunu çözmem gerekiyordu! Daha önce senin kadar iyi taş sektiren birini görmedim!

-Ve bu yüzden maçı kaçırıyorduk.

-Of! Zaten 10 dakika boyunca boş boş beklemek kadar sıkıcı bir şey yok. Bari bırakın az eğleniyim.

Konuşmalarını dinlerken kalbim sökülürcesine çarpıyordu. Başıma daha savaş başlamadan dayanılmayacak bir acı girmişti. Gözlerimi daha net görmek için kıstığımda, hislerim çorbaya dönmüştü.

Anlayamıyordum…

Bir şeyler yanlıştı!

Ne olduğunu bilmiyordum! Sadece… Sadece-

karşıya baktıkça canım daha çok acıyordu…


-Ne? Bu? Hayır! Hayır hayır hayır hayır hayır!!!! Daha çok erken! HAYIR! ! BURADA OLMAMAN GEREK!!

Elim acımaya başladığında dikkatimi tekrar toplamıştım. Sağıma kafamı çevirdiğimde ise, Rayla’nın gözlerindeki korkuyla karşılaştım.

Dizlerinin üzerine çökmüştü. Tabancası asfalta düşmüştü.  Vücudu titriyor, yere yığılmamak için elimi koparırcasına sıkıyordu. Gözleri sadece karşıya bakıyordu. Sürekli aynı kelimeleri mırıldanırken tamamen savunmasızdı.

-Hayır hayır hayır hayır hayır!!!!

Rayla’ya dehşet içinde bakarken ne diyeceğimi bilmiyordum. Bu halini sadece bir kez, bilekliğimi yaratırken görmüştüm. Onda da hızlıca kendine gelmiş, hiçbir şey olmamış gibi devam etmişti.

Ama bu durum farklıydı.

Şu anda, başlatılmamış bir savaşın ortasındaydık.

-Rayla! Rayla ne oldu?!

Crystal yanına diz çökmüştü. Ne olduğunu benim gibi oda pek anlamamıştı.

Rayla’nın kaldıramadığı kafasını ellerinin arasında tutuyor, gözüne bakmaya çalışıyordu.

Ne kadar konuşursa konuşsun  Rayla ağzından çıkan tek bir kelimeyi bile duyamayacak durumdaydı.

Karşı taraf konuşmalarını bitirmişti. Bize doğru baktıklarında, Rayla’nın neden böyle davranmaya başladığını kısmende olsa anlamıştım.

Ortalarında, uzun, kırmızı saçlı bir kız vardı. Gözleri kan gibi, bakışları ise avını süzen bir leopar gibiydi. Kaşlarını şaşırırcasına havaya kaldırmış, ellerini üzerinde bol duran siyah keten pantalonun kenarlarına destekleyecek şekilde koymuştu. İki kısa kılıç belinden sallanırken uçlarındaki zincirlerin sesi buraya kadar geliyordu.

Rayla nasıl ona bakıyorsa, o da sadece Rayla’ya bakıyordu.

Beta? Beta bu sen misin?

Rayla’yı süzdükten birkaç saniye sonra, yüzünde iğrenç bir gülümseme belirmişti.

Heyecanlanmış görünüyordu.

-Hahahahahah! Gerçekten bu sensin! Saç rengini değiştirmişsin, ama bu sensin!

-Hayır… Hayır hayır hayır!!!!

-İnanamıyorum! Şu haline bir baksana! Seni bıraktığımdan çok daha iyi durumda gözüküyorsun

-…

Balard, Lascen. Diğer ikisini Beta’dan ayırın! Eski dostumla baş başa kalmak istiyorum.