-Böyle bir havada ders çalışmak istediğine emin misin?

-Neden olmasın?  Hem sen “ne istersen onu yapalım” dememiş miydin?

-Evet. İlk haftaki eksiklerini kapatmak istemeni anlıyorum ama…

-Ama?

-Neden Laren’i de çağırdın?

-Çok kabasın Yake.

-Ah. Hayır Karin kabalık anlamında söylemiyorum. Sadece… Bilirsin ya, Laren grup çalışmalarında sadece sorun yaratır.

-Ne?! Yakki!

-Bana öyle bakma! Haklı olduğumu biliyorsun. Ah!

-Biraz daha konuşursan ikinci tekmeyi direkt ağzına atarım.

-İşte bundan bahsediyordum sana… Ah!

-Yake yeter. Hem Laren’e laf atan sensin.

 

Masanın altından yediğim tekmelerle beraber oturduğum yerde kıvranıyordum. Yere düşen kalemimi alırken masanın üstünde Karin’in yazdıklarının sesi geliyordu. Karşımda yapması gereken bir sürü iş olmasına rağmen boşuna vakit öldüren bir kız, yanımda ise ölüm döşeğinde olmasına rağmen sahip olduğu az vakti ders çalışarak geçirmek isteyen başka bir kız vardı.  Hafif bir meltemin kalemime yaptığı gibi koparılmış defter sayfalarını düşürme isteğine karşı çıkmış ve kalın birkaç kitabı notların üstüne destekleyecek şekilde koymuştum.

Meltem en mükemmel halindeydi. Hava yazdan kalma sıcaklığını tam olarak kaybetmese de hafif serinlikte bu meltemle birbirlerini çok güzel nötrlüyorlardı. Evden dışarı çıkmak istemeyen bilgisayar bağımlısı bir çocuk olsanız bile odanızın camı açıldığında aldığınız kokuyla beraber dışarıda bir şeyler yapmak isterdiniz. Haftasonları tamamen boş olduğumdan Rayla’ya dışarıda bir şeyler yapmayı teklif etmiştim. Aklımda randevu tarzı şeyler dönüyorken o, ilk haftaki eksiklerini kapatmak istemişti. Önce bu isteğini garipsesemde normal yaşamına kaldığı gibi devam etmeyi istediğini bildiğimden bunu belli etmemiş ve küçük bir gülümsemeyle kabul etmiştim.

Sonuçta, sevdiğim kıza ders anlatmakta bir nevi randevu sayılırdı.

Tabi, bu durum Laren’in bize kulak kabartıp “Aa açık havada ders çalışmak mı?!” diye bağırdıktan sonra kendini zorla plana katması gerçeğiyle tamamen bozulmuştu. Onun gelmesiyle Talsen’i çağırmazsam ayıp olacağından akşam Talsen’i aramıştım. İşi olduğunu ve bu haftalık es geçeceğini söyleyince içim birazcık rahatlamıştı.

Sıkıntı Laren’i istememem değildi. Eğer ciddi bir şekilde çalışacaksak az önce attığı tekmeler gibi ortalığı karıştırabileceği için gelmemesi daha rahat olurdu.

Yine de bir şekilde saatlerce vakit geçirmeyi başarmıştık. Karin defterlerini yazmayı bitirmişti. Ona kısaca konuları özetledikten sonra evde yapması için birkaç örnek problem vermiştim. Yüzünde şapşal bir gülümsemeyle “Eğer hepsini doğru yaparsam haftaya yine benim istediğim şeyi yapalım mı?” demişti. Kafamla onaylayıp kitapları toplamaya başladığımda Laren yattığı banktan kafasını kaldırmıştı.

-Heyt! Yüksek skor!

-Gerçekten, sabahtan beri yaptığın tek şeyin oyun oynamak olduğunun farkındasın değil mi?

-Hah. Oyunda ilk 100’dekilerden birisi olduğum için kıskanıyorsun değil mi?

-Hayır, şapşal şey… Sadece istediğin üniversiteye giremeyeceğini söylüyor.

-Hiii… Karin! Sende mi sırtımdan bıçaklıyorsun beni?!

-Doğruları söylüyor.

-Hayır… Bu olamaz! İhanete uğradım…

-Şapşallığı keser misin artık? İnsanlar bize bakıyor.

-Neden ki, sadece senin taklidini yapıyorum.

-Laren!

-…

-Hahaha… hahaha!

Bir yandan yürüyüp bir yandan konuşurken Karin aniden gülmeye başlamıştı. Laren’le birbirimize anlamayan gözlerle bakarken Karin durmuyor, kahkaha atmaya devam ediyordu.

Bu süreç, gözlerinden yaş gelene kadar devam etmişti.

-Karin?

Endişeli bir ses tonuyla Karin’i yokladığımda gülmeyi kesmiş, gözlerindeki yaşı siliyordu.

-Siz böyle didişince geçen sene yaptıklarımızı hatırladım. Gerçekten, birbirinize sataşmanızı ne kadar özlediğimi bilemezsiniz.

-…

Ağzım açık kalmıştı. Diyecek bir şeyim olmadığından her zaman yaptığım gibi bir gülümsemeyle cevap veriyordum. Laren’de, önce bana laf sokucakmış gibi duruyorken vazgeçip gülmeye başlamıştı.

-Hadi, eve gidelim.

Belki de Laren’in bugün söylediği en içten cümle bu olmuştu.


Onları duraklarına kadar uğurladıktan sonra derin bir iç çekmiştim. Bugün acayip yorulmuş ama bir o kadar da eğlenmiştim.

En azından, içimde işe yaradığıma dair bir his vardı ve bu beni mutlu ediyordu. Yatmadan önce yapmam gereken şeyleri hallettikten sonra kalbim tekrar hızlanmaya başlamıştı.

İyi bir gün geçirmiştim, ve geceyi de öyle geçirmeliydim.

Bu geceki ikinci maçı kazanıp, elemeleri geçmeyi garantilemeliydik.

Bunun için hazırdım. En azından bir önceki maçtan çıkardığımız dersler sayesinde daha iyi olacağımıza emindim.

Sadece, bütün işi Rayla’ya bırakmayıp bir takım olduğumuzu kanıtlasam yükünü hafifletebilirdim.

Bunun için, gözlerimi bir kez daha kapadım ve kendime sürekli  hatırlatmam gereken cümleyi son bir kez daha  söyledim.

Her şey Karin için…