Burada ne olduğunu bilmiyordum. Ama onu bu halde görmek vücudumun milyonlarca silah tarafından delip geçilmesinden daha beterdi. Ne olduğunu anlamadan çantamı fırlatmış ve sınıfın ortasına koşmuştum. Sıraları, sandalyeleri devirerek yerde yatan Karin’in yanına gelmiştim.

Aklıma piknikteki o an gelmişti. Yine aynı şekilde, onu kucağıma alıp çaresiz şekilde ambulans diye haykırdığımı hatırlamıştım. Şimdi ise gene kucağımdaydı. Revire doğru koştururken çıldırmak üzereydim.

Ne oluyor burada?! Rayla neden herkes sana bakıyordu?! Karin’e naptın?!

Bu soruları Rayla’nın yüzüne haykırmak istiyordum. Ama şu an en önemli şey, Karin’i kurtarmaktı.

Revire girdiğimde, içerideki hemşire doktoru çağırmaya gitmişti. Karin’i sedyeye yatırırken kapı arkamdan kapanmıştı.

-Ne oldu?

Doktor hemen yanımızdaydı. Bana bir soru sormuştu, ama beyaz önlüğüne baktıkça aklım Karin’in öleceği haberini aldığım güne gidiyordu.

Dudaklarım titriyordu. Ağzım açık olsa da bir cevap veremiyordum. Boğazım kupkuru bir çöl gibiydi. Ciğerlerim son havayı doktora bakarken vermiş, ve sanki bir daha nesef almamaya yemin etmişlerdi.

-Beni görünce çığlık attı, ve bir anda bayıldı. Beyninde kötü huylu bir tümör var. Eğer işe yararsa diye çantasını yanımda getirdim.

-Tamam kızım, çantasından çabuk çıkar ilaçları. Onlardan birini bu durumlar için tutuyor olması lazım.

-Hemen… İşte bunlar!

-Stela… Değil, Muste… Bu da değil! O zaman  havik… hah bu olmalı!  Çabuk, Alisa şundan bir doz hazırla, bir an önce enjekte etmeliyiz! Çocuklar siz çıkın. Durumu düzeldiğinde sizi tekrar çağırırım!

Odada, tek bir cümleyi bile adam akıllı kuramamıştım. Acil bilgileri Rayla söylemiş, ve müdaheleyi sağlamıştı.

Durumu öngörüp Karin’in çantasını bile getirmişti.

Revirin bekleme salonunda, bizden başka kimse yoktu. Başımı ellerimin arasına almış, dudağımı ısırıyordum.

-Lanet olsun! Lanet olsun!!!

En kritik anlardaki işe yaramazlığım beli çıldırtıyordu. Dudağımdan kan tadı gelmeye başlamıştı.

Kafamı duvara vuruyordum. Gözlerimdeki yaşlar durmadan akıyordu. Kendime kızıyor, nefretimi vücudumdan çıkartıyordum.

Karin’e bir şey olmasına hazır değildim. Onu kurtarmaya söz vermişken aniden ölmesini kaldıramazdım.

Hem, onu sevdiğimi bile söylememiştim.

Canım acıyordu. Acımasını, daha çok acımasını istiyordum. Karin’nin çektiği acının yanında benimki hiçbir şeydi!

Yinede, beni durdudan şey kuvvetli bir el olmuştu.

Bu el beni duvardan uzaklaştırmış, ve direnmeme bile fırsat vermeden koltuğa oturtmuştu.

Şimdi ise, kafamı kendine doğru çekmişti. Yalnız başıma ağlamama fırsat vermeden, ikinci bir el omzuma kondu.

Zaten ağlamaya meyilli olduğumdan, bu iki ele yenik düşmüştüm.


Göz pınarlarımı kurutalı yaklaşık bir saat geçmişti. Gözlerimi ovuştururken üzerimdeki ellerin ait olduğu kişiye bakmaya çalışıyordum.

Yanımda, bulanık bir kız vardı. Hatta kız olduğuna da emin değildim.

Ah, Rayla’ymış ya…  Şu an ne düşündüğümü bilse beni rahat öldürürdü. En azından takım arkadaşlarını vurma yasağı vardı da turnuvada öldürme ihtimali yoktu.

Rayla’nın gözleri duvardaki desene dalmıştı. Ben bir işe yaramazken Karin’in hayatını kurtaran kız hüzünlü duruyordu.

Burnumun akmasını silecek peçete ararken, bu tarafa bakmadan bir mendil uzatmıştı.

Mendili alıp hunharca sümkürmüştüm. O an kibar davranmaya halim yoktu.

Mendili geri uzatmakta tereddüt ederken ağzını açmıştı.

-Eğer o mendili geri vermeye kalkarsan seni öldürürüm.

-Peki. Ha, hapşu!

-Çok yaşa.

-Pfttt.

-Gerçekten iğrençsin Yake.

Ahh. Tekrar başım dönüyordu. Oysaki sabah çok mutlu gelmiştim.

Neyse, en azından ağlamayı kestiğime göre teşekkür etmeliydim.

-Sağol Rayla. Sen olmasan Karin ölüyor olabilirdi.

-Gerçekten mi? Onu bu hale getirdiğim için kızmayacak mısın bana?

-Hım eğer kızmam için bir sebep olsaydı bunu direkt yüzüme söylerdin değil mi? İçeri girdiğimde Karin çoktan yerdeydi. Ne olduğunu anlatır mısın bana?

-Peki. Sınıfa ondan önce girmiş, çantamdan kitapları çıkartıyordum. İşimi bitirip çantamı sandalyeye takmak için arkamı döndüğümde ise gözgöze geldik. Bir anda korkuyla bakıp çığlık atmaya başladı. Sınıftakiler kaçıştıktan sonra ise, bütün vücudu titredi, ve bayıldı. Sonrasında ise sen geldin.

-Ama neden? Ne oldu da seni gördüğünde bir anda çığlık attı? Onu tanıyor musun?

-Hayır, bugün ilk kez gördüm. Hatta geleceğinden bile haberim yoktu. Sınıfta daha önce bir tek onu görmediğimden senin kurtarmaya çalıştığın kız olduğunu biliyordum o kadar.

-Of! O zaman neden böyle davrandı ki? Seni birine mi benzetti? Yoksa…

 

Soruyu sormadan önce duraksamıştım. Düşündüğüm şeyin bir ihtimalden fazla olmadığını bilsemde, aklımdaki şeyi sormalıydım.

Lider olduğunu mu anladı?

-Karin’in Alter’le ilgisi olduğunu sanmıyorum. Okulda başka bir liderin var olduğunu öğrendiğimde Karin hastanede yatıyordu. Lider olma olasığını yok denecek kadar az.

Rayla cümlesini bitirdiğinde kapı açılmıştı.

-Karin’e gereken müdahaleyi yaptık. Hastalığı panik atağı tetiklemiş olmalı. Küçük bir olay olduğundan şu an iyi. İsterseniz ziyaret edebilirsiniz, hatta öğleden sonra derse beraber girin.

-Teşekkürler.

Doktor kafasıyla onayladıktan sonra odasına doğru gitmişti. Kapıyı arkasından kapatırken ise duraksadı.

-Ah, çocuklar size önemli bir şey sormam gerek. Karin’in durumunu ailesini arayarak öğrendim, kendileri haricinde kimsenin bilmediğini, ve beni bilgilendirmek için aramaya geç kaldıklarını söylediler. Siz nasıl biliyorsunuz?

-Ah, şey…

-Aslında… Boş verin. Sonuçta durumu bilmeniz olayın krize dönüşmesini önledi. Arkadaşınıza yardımcı olduğunuz için size teşekkür etmem gerekir. Yinede, bu bilgiyi başka kimseyle paylaşmayın. Evet, çok üzücü bir durum ama Karin son aylarını sizinle beraber geçirmek istiyor. En iyisi, onunla mümkün olduğunca vakit geçirmeniz.

-Tabiki.. Dediğiniz gibi yapacağız.

-Tamam o zaman. Geçmiş olsun. Karin şu an uyanık, girerken gürültü çıkarmadan girinki irkilmesin.

-Peki.

Doktor odasına girdiğinde derin bir nefes almıştık. Durumunun iyi olduğunu bilmek içimizi rahatlatmıştı.

-Hadi. Sevgilini bekletme daha fazla. Sabah onu görmek için koşarak gelmemiş miydin?

-Hey! S…Sevgilim değil o. Hem sen neden gelmiyorsun?

-Ona tekrar panik atak mı geçirtmek istiyorsun? Benim sınıfa gidip durumu anlatmam lazım. Bu olaydan sonra üstüme çok fazla bakış çekmiş olmalıyım. Adımı temize çıkartana kadar iki kat daha dikkatli olmalıyız.

-Tamam o zaman.

-Görüşürüz. Bir daha ağlaman gerekirse lütfen Alterion’da olsun. Bilirsin, mermi her derde devadır.

-Hey!

-Fufu.

Rayla çıktıktan sonra kara kara düşünmeye başlamıştım. İçeride ne diyeceğim hakkında bir fikrim yoktu. “Aaa. Görmeyeli nasılsın? Duyduğuma göre bayılmışsın. Nereden biliyorum diye soracak olursan ben taşıdım da ondan biliyorum. “

Saçmalamaya tekrar başlamadan kendimi kapıya tıklarken bulmuştum. Ne diyeceğimi düşünmeden doğruca yanına gitmek istiyordum.

Zaten, elimde konuşma metni bile olsa, içeriden gelen “gir” sesini duyduğum anda unutmuş olacaktım.

Sesi içime işliyorken, arkamdan kapıyı kapatmıştım.

Yüzünü bir kere görmem, yaptığım her şeyin doğruluğunu kanıtlar nitelikteydi.

Ona bakarken, tekrardan aşık oluyordum.