Bütün bir günü boşa geçirdikten sonra gece kendimi minyatür sarayın kapısına bakarken bulmuştum. Kapıyı tıklattığımda beni Crystal karşılamıştı.

-Selam. Nasılsın?

Rayla, zemin kattaki masada antrenman kıyafetleriyle oturuyordu. Elleri çenesinde kara kara düşünüyordu.

-İyiyim, bütün gün evde yatınca kendime geldim. Sen ne yaptın?

-Süperim! Sabah arkadaşlarımla buluştum. İçim kıpır kıpır olduğundan bana bu fazla enerjinin nerden geldiğini sordular. Onlara beş tablet çikolata yedim dedim hahah.

Crystal iyi görünüyordu…

Hayır, iyi görünmeye çalışıyordu. Yüzündeki gülümseme ve sesindeki sevecenlik zorlamaydı.

İlk maçımızı kazansak bile ortam biraz ağırdı.

Masanın kenarına oturmuştum. Ortamı yumuşatmak adına Rayla’ya bir kaç cümle geveliyordum.

-Düşünceli görünüyorsun.

-…

-İyi zorladılar değil mi? Ama yendik sonuçta.

-…

Crystal karşıma oturmuştu. Gülümsemeye çalışmaktan vazgeçmiş, saçıyla oynamaya başlamıştı. Az önce dediğim cümleleri düşününce aptalca konuştuğumu fark etmiştim.

O an gerçek düşüncelerimi dökmem gerekiyordu.

-Susmakta haklısın. Eğer sen o bombayı atmasan çoktan ölmüştüm ve maçı kaybetmiştik. Baksana, seni koruyacağıma dair söz vermeme rağmen sana daha da zorluk çıkarttım.

Kendime sinirliydim. Gerçekten de Rayla bu kadar güçlü olmasa kesinlikle kaybetmiştik. Crystal da tank olmasına rağmen iki kişiyi tutabiliyordu. Bir tek ben, saçma bir tuzağa düşüp maçı tehlikeye atmıştım.

Masada küt diye bir ses yükselmişti. Rayla ellerini masaya vurarak ayağa kalkmıştı. Sinirli şekilde bana bakıyordu.

-Hayır! Yake bunu nasıl dersin?! Tank üzerime atlarken hasar alacağını bilmene rağmen önüme geçen sen değil misin?! Sırf üçümüzünde fark edemediği bir tuzağa düştün diye kendini nasıl bu kadar küçük görebilirsin?!

-A… Ama-

-Yake yeter! Görevini layıkıyla yaptın sen. Burada kızılması gereken kişi benim! Eğer sinirlenceksen bana sinirlen! Atarlancaksan bana atarlan, benim yüzüme haykır! Hatalı bir plan yapıp sizi riske atan benim! Cezalandırılması gereken kişi benim!

-…

Sesi bütün salonda yankılanmıştı. Başımı öne eğip düşünürken, içimden bir ses haklı olduğunu söylüyordu. Ama onu  savaşta yaptığı onca şeyden sonra suçlamam imkansızdı.

-Haklısın. Eğer bir ceza istiyorsan Rayla, diğer maç için çok daha iyi bir strateji düşün. Bunu yaparken de hepimizin potansiyelinin yüzde yüzünü kullanmayı unutma.

Crystal sessizliği bozmuştu. Verdiği öneri kulağa en mantıklı gelen şeydi. Bu maçı arkada bırakıp çok daha iyi bir stratejiyle yeni maça çıkmalıydık.

Rayla başıyla onaylamıştı. Masaya attığı kağıtları topladıktan sonra, dışarıya gündelik antrenmanımızı yapmaya çıkmıştık.

İkinci maça, sadece 6 gün vardı.


Yeni güne endişeli şekilde uyanmıştım. Kalbim durmadan atıyor, okul üniformam üzerime dar geliyordu.

Hızlıca gitmekle, hiç gitmemek arasında tereddüt ediyordum. Aklımda binlerce tilki dolaşıyordu çünkü. “Acaba beni görünce ne diyecek?”, “Hâlâ bana sinirli midir?”, “Gerçeği bildiğimi biliyor mu ki?”… Bunun gibi sürülerce soru vardı aklımda… Ve çözümü basitti. Ya bir an önce gidip gözlerine bakarak öğrenecektim, ya da hiç gitmeyip bir günde stresten çürüyecektim.

Sonuçları aklıma getirince hemencecik gitmenin daha mantıklı olduğunu fark etmiştim. Apar topar bir şeyler yedikten sonra çıkıp metroya binmiştim.

Bu bir hafta o kadar yoğun geçmişti ki Karin’in bugün okula geleceğini bile sabah uyandığımda hatırlamıştım. En azından ona yardımcı olmaya çalıştığımdan kötü hissetmiyordum, ama bir yandan da ya kazanamazsam diye delicesine korkuyordum. Karin’in ömrü bir ipin üzerindeydi sanki. Bulunduğu yolda en ufak bir rüzgar bile sallanmasına neden oluyordu. Korkuyordum, çünkü onu bu sallantılardan koruyacak güce sahip değildim. Daha kötü tarafı, ipin ucu karanlığı gösteriyordu. Acı bir gerçeğin, talihsiz bir felaketin sembolüydü o. İşte bu noktada, ben devreye giriyordum.

Onu karanlıktan kurtarmak için, imkansıza bir şans vermek için…

Bu turnuvayı onun için kazanacaktım. Tek isteğim, ve mutlak amacım oydu. Sonucunda gerçekten kurtulabilecek miydi bilmiyordum. Ama bu küçük şansa umut bağlamak yapabileceğimin en iyisiydi.

Bunu kendime sürekli hatırlatıyordum. Ve hatırlatacaktım. Çünkü bu sayede, önüme çıkan engellerin hepsine karşı çıkabiliyordum.

Ama, sınıfa girdiğimde, şu an önümde yaşananların ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu.

Sınıftaki herkes kenara çekilmişti. Hepsi aynı yöne bakıyor, tek bir kişiyi inceliyorlardı.

O kişi, ayakta, öylece bakıyordu.

Şaşırmış, ne yapacağını bilmeden…

Bu sınıfa geldiğinden beri ilk kez eli ayağına dolanmıştı.

Kapıda ona öylece bakarken, beni görmüştü.

Yine de, ağzından tek bir kelime çıkmadan kafasını çevirip hareket etmişti.

Rayla, yerde yatan Karin’in yanına gidiyordu.