Gözlerimi açtığımda, saat 12’yi gösteriyordu. Uzun süre uyuyakaldığımdan kemiklerim hareket ettikçe sızlıyordu. Ayağa kalkıp iyice gerilmiştim.

Bütün bir gecenin yorgunluğunu atıyordum.

Gündüzleri normal yaşamıma devam ederken,

Uyuduğumda insanları katlediyordum…

Vücudumu elimle yoklamıştım. Tabiki de aldığım hasarlar bu vücudu etkilememişti. İşin ilginç yanı Alterion burayı etilemezken burası Alterion’u doğrudan etkiliyordu. Vücut ölçülerim tamamen aynıydı. Uzun süre kickboksla uğraşmış olmam gerçekten işe yaramıştı. Belki düzenli olarak spor yaparsam kondisyonum da gelişebilirdi.

Mutfağa inerken geceki savaşı düşünüyordum. Yediğim tekmeler, karşıladığım yumruklar, küçük bir bomba yüzünden metrelerce uçmam, ne olduğunu anlamadığım şeylerin beni şiş kebaba çevirmesi…

Amma zorlu bir geceydi be…

Kendime kahvaltı hazırlamıştım. Evde, ilginç bir şekilde kimseler yoktu ve nerede olduklarını sormaya üşeniyordum. Ocağın altını kapatıp omleti ters çevirerek tabağıma koymuştum. Yanına ince bir dilim peynir kesip, buzdolabından içecek almıştım.

Bardağa vişne suyu koyarken bardağın içinden masaya dökülen su izini gördüm.

Kırmızı su damlaları yavaşça yere dökülürken, ince bir ses kulağımda yankılanmaya başladı.

Öhö! Bırak beni! Ah! Dur..

Taş parkeden bir kırılma sesi yükseldi.

“Öhö! Bırak beni! Ah! Dur!”

Başım, ellerim, bütün vücudum titriyordu…

Boş gözlerle kırık cam parçalarına ve altındaki kan gölüne bakıyordum.

-Ben ne yaptım! Ben ne yaptım!

Kalbim manyakçasına çarpıyordu. Kızın pes etmeden önceki son çırpınışları aklıma gelmişti.

Sürekli, sürekli sürekli aynı sahneyi görüyordum!

Ona yere çarpmamı! Boğazını sıkarken ki vücudunun çırpınışını…!

Bunlardan zevk almıştım ben!

Neye dönüşmüştüm böyle?!

Göğüs kafesim kırılacak gibiydi. Kalbimi elimden gelse söküp atmak istiyordum.

Sadece bir cani bundan zevk alabilirdi.

İğrendiğim şeye kendim benzemiştim!

Nefes alamıyordum.

Lanet olsun! Lanet olsun!

Ben birini öldürmüştüm!


Yaşadığım panik atak üzerinden iki saat geçti.

Kollarımda ve bacaklarımda cam kesikleri vardı.

Kendime ilk yardım yaptıktan sonra, salonda tavana bakarak uzanıyordum. Bütün düşüncelerimi mantık süzgecine sokuyordum.

-Odisa ölmedi. Onu bayılttın. Bir ders vermek için yaptın. Kimse ölmüyor. O yaşayacak. Sen kazandın.

Aynı sözleri tekrarlayıp duruyordum. Kendimi kandırmak içindi biraz, ama doğru olduklarına göre bir sakıncaları yoktu.

Daha üç maçın tekini kazanmıştık. O takım da hala elemeleri geçebilirdi. Son iki maçını kazanması gerekiyordu.

-Sana yaptıklarını hatırla. Hak etmişti.

Tekrar karşılaşacak olursak ne yapacaklarını bilmiyordum. Bu maçta kullandıkları taktiği tekrar uygulayamazlardı.

Tankı ön safa atıp, arkada hasarcısı takımın desteği gibi gösterip tuzağa düşürmek…

Tam da buna düşmüştük işte.

Maçtan sonra Crystal anlatmıştı durumu. Okçunun oklarından sadece birkaçı hasar içinmiş. Normalde destek olduğundan, bu oklarla rakibi yavaşlatıp takım arkadaşlarını iyileştirecek okları atması gerekiyormuş.

Ben Odisa’yla uğraşıyorken Crystal’ı önleyip tanka bir tane atmayı başarmış. Rayla gözlerine inanamadıktan sonra olan biteni anlamış.

Odisa’nın dikenleri yakın mesafe olduğundan, rakibin doğrudan üstü gelmesi gerekiyormuş. Takım arkadaşlarına yaptığı kalkan da dikenleri haricindeki tek yeteneğiymiş.

Hasar yeteneği olan bir destek, ve destek yeteneği olan bir hasarcı…

Aslında, böyle olması kulağa daha mantıklı geliyordu.

Zor durumlarda ikisi birbirine destek sağlayabilirdi böylece.

Sonuçta, bu bir takım oyunuydu. Yenilmelerinin sebebi yaptıkları planın kötü olmasından kaynaklı değildi. Rayla’nın bombası son darbeyi indirmelerini engellemişti. “Oyun Bozan”, gerçekten de oynadıkları oyunu bozmuştu.

Kendime geri gelmiştim. Yakın zamanda doktora görünmem gerektiğini düşünerek televizyon izlemeye başlamıştım.

Telefonumu odamda unuttuğumu fark edince, alıp koltuğa geri yatmıştım.

Günlerden pazar olmasına rağmen evdeki sessizlik anormaldi. Telefonumu az kurcaladıktan sonra ise nedenini anlamıştım.

Babamdan gelen bir sesli mesaj şöyle diyordu:

-Yake selam. Annenle beraber şehir dışındayız. Acil bir durum olduğundan gece çıkmamız gerekti. Seni uyandırıp durumu söylemeye çalıştık ama ne yaptıysak başaramadık. Eğer nefes alıyor olmasan ambulansı arayacaktık. Neyse, bulunduğumuz yerde telefon çekmeyebilir, o yüzden bir durum olursa mesaj ya da e posta at. Yalnız kalmaya alışkın olduğundan yapman gerekenleri baştan saymıyorum, kendine dikkat et yeter. Seni seviyoruz.

Mesajı dinledikten sonra telefonu kenara koymuştum. Ailemin şehir dışında olması çok şaşırtıcı bir durum değildi. Babam genelde ilaç şirketlerinin fabrikalarına giderdi. Annem ise büyük festivallerde aşçı olarak destek sağlardı. Bunu yılda dört beş kere yaptıklarından yalnız kalmam sorun olmaktan çıkmıştı. İşin ilginç olan tarafı ise bu sefer beraber gitmeleriydi. Nereye gittiklerini merak etmiyor da değildim.

Aslında bu iyi olmuştu. Sabahki krizimi onlardan gizleyebilmiştim. Zaten başımda bir sürü dert olduğundan onlarsız daha rahat hareket edebilirdim. Ev işlerini yaparken de kafamı dağıtırdım işte…