Hani, öldüğünüzde beyaz ışığa doğru gidin derler ya,

İşte, Alterion’da o beyaz ışığı görmüştüm.

Ama, gördüğüm zaman ona doğru gitmek istesem de…

Beni kendinden olabildiğince uzağa itiyordu.

Aslında…

Bayağı uzağa itiyordu!

Oha! Uçuyordum lan!

Pek değil ya…

“Düşüyordum!” desem daha doğru olurdu.

Boşlukta üç dört saniye kuş gibi süzüldükten sonra astroid gibi yere çakılmıştım. Kafam taşa çarpmanın etkisiyle tekrar çalışmaya başlamıştı.

Bu beyaz ışık, beni uzağa fırlatsa da milyonlarca parçaya ayrılmamış olmam…

Bu, Rayla’nın Oyun Bozanıydı…

Açabildiğim sağ gözümle kendime bakıyordum. Deşildiğim yerlerdeki boşluk gitgide küçülüyordu. İçimdeki dikenler patlamanın etkisiyle toz olmuşlardı.

Sürekli dayak yememe rağmen galiba savaşa devam edebilecektim.

Bu küçük mucizeyi bana sağlayan Rayla’ya baktım. Kahverengi kaşlarını çatmış, sinirli şekilde bakıyordu. Tankın üzerindeki kalkan yok olmuştu.

Benden çok uzakta, yerde başka biri yatıyordu.

Gri kıyafeti kana bulanmış olan kız, eliyle başını tutuyordu.

Bomba onuda etkilemiş olmalıydı. Arkasındaki kayada küçük bir krater açılmıştı.

-Crystal! Okçunun bir kez daha takım arkadaşlarını hedef almasına izin verme!

-Rayla! Yakea…

-Hala uyanık! Dediğimi yap!

-Tamam!

Rayla sinirlenmişti. Karşısındaki tank üzerine dozer gibi gelirken kalkanın bittiğini mermilere tekrar kafa atmasıyla fark etmişti.

-Odisa!

-Of… Gerizekalı kolumu oynatamıyorum! Biraz dayan!

-Ama! Ah!

Rayla gerçekten sinirlenmişti. Taori kafasını korumaktan başka bir şey yapamıyordu. Mermiler teker teker vücuduna saplanırken Rayla etrafında fink atıyor, mermileriyle deştiği yerlere tekme atıyordu. Tank yavaşça yere çökerken sonu geldiğini anlamak çok zor değildi. Rayla Taori’den akan kanları umursamadan boynuna ve ellerine saldırmaya başlamıştı. Yüzüne attığı son tekme onu yere serdiğinde, botunun altıyla yüzünü eziyordu.

-Artık hakettiğin yerdesin!

Bir, iki üç dört beş… Kafasına durmadan mermi sıkıyordu. Rayla “Bitmez Tetiğini”  kullanarak taramalı tüfek gibi ateş ediyordu.

Tankın vücudu direnmeyi kestiğinde durmayı düşünmemişti. Kumları kan gölüne çevirerek ateş etmeye devam ediyordu.

-Geber! Geber! Geber!

Koca, kanlı bir et yığını sahanın ortasında yatıyordu. Rayla hıncını çıkardığında nefes nefeseydi. Yanağına sıçrayan kanı elinin tersiyle sildikten sonra gözünü okçuya çevirmişti.

-Bu hayvana iyileşsin diye yeşil oku yollayan sendin değil mi?!

-Kahretsin! Elp neden vaktinde beni iyileştirmedin?!

-Odisa yardım et! Beni rahat bırakmıyor bu!

Rayla doğrudan okçunun üzerine gidiyordu. Az önceki vahşetten korkan çocuk Odisa’ya doğru kaçmaya başlamıştı.

Lanet okuyan Odisa yeni iyileşmişti. Okçu onu iyileştiremediğinden tanka zamanında kalkan yaratamamıştı. Şimdi ise elini okçuya doğru tutmuş, kolyesini avcuna almıştı.

-Ha?

Üzerine gelen devasa kılıcı görünce, korkudan ne yapacağını şaşırmıştı. Sağına doğru yuvarlanıp başka bir küfür savurmuştu.

Bu sırada, Rayla Elp’in yanna varmıştı. Oku kalmadığını gören Elp panikleyip kuma saplanmış bir oka yönelmişti. Ama oku almaya çalışırken Rayla onu kolundan ve bacaklarından vurmuş, yerde kıvranmasına neden olmuştu.

-Yo.. Hayır! Yaklaşma bana!

Oku ve yayını bıraktıktan sonra sürünerek kaçmaya çalışırken, Rayla’nın üzerinde nasıl bir etki bıraktığını anlamamak elde değildi.

Umutsuzca kaçmaya çalışan okçuya Rayla üç el daha ateş etmişti. Teki başına, teki kalbine, tekide midesine isabet eden mermilerden sonra vücudundan kan sızmaya başlamış, hareketi kesilmişti.

-Yo, Elp sende ölemezsin!

Odisa dehşet içinde olanlara bakıyorken bir darbeden daha kaçmıştı. Yerden çıkardığı son dikenler Crystal’ın ayağına girmiş, hareketini kesmişti. Eğer bombadan önceki hali olsa, Crystal’a fazla miktarda hasar verebilirdi. Ama şimdi sadece kendini savunuyor gibi gözüküyordu.

Rayla onu iyice çıldırtmak için şarjörlerini yavaşça değiştiriyordu. Crystal ise ayağına saplamış dikenleri kesmekle meşguldü.

-Ama bu nasıl olur! Bir anda— Hıh?

Kolum boğazında dolanırken, çıkardığı ses kulağıma müzik gibi geliyordu. Diğer kolumla kolyeyi tuttuğu elini arkasında kitlemiştim. Dipdibe bir şekilde, çırpınmasını izliyordum.

Bütün bunlar gerçekleşirken kısmi olarak iyileşmiştim. İntikamımı almak için görüş açısının dışından gelip, yapabileceği her şeyi kitlemiştim.

-Öhö! Bırak beni! Ah! Dur..

Şu an yaptığım şey, onun bana verdiği acının onda biri bile değildi. Ona öyle bir yenilgi yaşatmalıydım ki, diğer iki savaşına çıkma cesareti bile gösterememeliydi.

Bu takımın turnuvada yeri olmamalıydı.

Boğazını tutuğum kolumu çenesine doğru kaldırarak ayaklarını yerden kesmiştim. Zayıf çırpınışları ve artık çıkmayan sesi garip bir tatminlik hissi verirken, onu tüm gücümle yüz üstü yere yapıştırmıştım.

Yerde artık kıvranmayı kesmiş, ağlıyordu. Gözlerindeki yaş başından akan kanla birleşmiş şekilde kuma dökülüyordu.

-Yeter artık… Lütfen…

Fısıldayarak konuşuyordu. Yapabileceği başka bir şey olmayan kız bütün gücünü sesini masumlaştırmak için kullanıyordu.

Gereksiz yere birisine acı çektirmek istemezdim. Haksız olsa da, yanlış şeyler yapmış olsa da ikinci bir şansı herkes hak ederdi.

Ama bu durum, savaş alanı içinde geçerli değildi. Eğer onlara korkacak bir şey yaratmazsam, insanlara işkence çektirmeye devam edeceklerdi.

Yanında diz çökmüştüm. Uzun saçlarından çekerek yüzünü Rayla’ya bakacak şekilde kaldırdım. Ağzımı sol kulağının yakına getirerek, şu sözü fısıldadım.

-Unutma, burada savaşmaya devam edersen bizi tekrar karşında bulacaksın.

Rayla’ya onay verdikten sonra, bir el ateşin sesi koca arenada yankılanmaya başlamıştı.

Savaşa başlarken öten iğrenç ses, zaferimiz için tekrar çalıyordu.