Sinirliydim. Bu takımın kişilikleri kokuşmuştu. Rakibi hafifçe tartıktan sonra küçümseyerek bakmak hatalıydı. Konuşma şekilleri bile kaba, iğrençti.

En azından, onları yenince iyi bir ders vermiş olacaktık.

Kız, benden kaçmaya yeltenmemişti. Crystal’ı iyileştirirken destek olduğumu anlamış olmalıydı.

Onun hakkında ilk dediğim sözü geri almıştım. Kıyafeti güzel görünse de, içindeki kız bir canavardı. Uzun pençe gibi tırnaklarıyla beni kışkırtıyordu.

-Demek beni yenebileceğini sanıyorsun. Hadi! Gel o zaman!

Kışkırtmasını kabul etmiştim. Üzerine atılırken bütün gücümü yumruğuma verdim.

Yumruğumu eliyle aşağıya itmişti. Karşı hamle olarak karnıma salladığı yumruğu dirseğimi indirerek önlemiştim. Yüzüme ters bir tekme savurduğunda eğilmiş, çelme takmak için sağ ayağımı bacaklarıın arasına sokmuştum. Bunun üzerine geri zıplayıp aramızdaki mesafeyi bir metre açmıştı. Yere yakın olmamdan yararlanıp diziyle kafama vurmuştu. Son anda elimle blokladığımdan sadece dengemi kaybetmiş gitmiştim.

-Hahah! Beni böyle mi yeneceksin? Cılız yumruklarınla…

Sinirliydim. Acayip sinirli… Ama artık küçümser tavrı rahatsız etmiyordu. En azından saldırılarını bloklayabiliyordum, ve daha isabet eden bir darbem olmadığından boş boş konuşabilirdi.

Sonuçta, ağzının ortasına çaktığımda bütün hıncımı almış olacaktım.

İkinci dalga saldırılarım için harekete geçmiştim. Amacım yakın dövüşte bir zayıf noktasını bulmak ve ona yüklenmek olacaktı. İlk tekmemi koluyla bloklamıştı. Ardından gelen aparkattan kaçmış, devamındaki attığım yumruğu avcunun içine almıştı.

Bileğimi burkacağını anladığım anda burktuğu yöne doğru takla atmış ve kolunu kendime doğru çekmiştim. Dengesini kaybedince  geri doğru kaçmaya çalışmış, yalpalamaya başlamıştı. Bunu fırsat bilip, karnının ortasına ayakkabımın altıyla tekme atmıştım.

Metrelerce uzağa yuvarlanan Odisa, çenesini tutarak yerden kalkmaya çaışıyordu. Bu savaşı bitirmek için onu bayıltmam gerekiyordu. Üzerine doğru yürümeye başladığımda, iki şey birden olmuştu:

Arkamdan, birisinin adımı haykırdığını duymuştum.

Önümde ise, Odisa kıkırdamaya başlamıştı.

Ne olduğunu anlayamadan arkamı döndüğümde, kendimi başka bir şeye bakarken bulmuştum.

Ucu kanlı, kocaman bir holografik diken midemi deşmişti.

Bacaklarımı, ve sağ kolumu…

Silindirik kalkanın oluştuğu maddeye benzeyen, bir bilim kurgu filminden fırlamış dikenler, beni delip ayağımı yerden kesmişlerdi.

Bugün ikinci kez kan kusarken, kulağıma birden fazla ses geliyordu.

-Yake dur! O destek değil!

-Hahahah aptal çocuk! Artık pençemden kaçamazsın.

Acı…

Bu nasıl bir duyguydu…

Sanki yüzlerce toplu iğne aynı anda kalbime batmış, sanki kaldırımların kötü olduğu bir yolda ayağın kayıp yola düşmüş, bir araba kolunu ezmiş gibi hissettiriyordu.

Nefes alamıyordum. Ağa yakalanan küçük bir balık gibi boşa bir çırpınış içindeydim.

Çırpınsamda ne işe yarardı ki…

Sol kolum ve başım hariç her yerim kırmızıydı.

Bu aptal aletle kendimi iyileştiremediğime göre bu savaşı kaybetmiştim.

Şu halime bak…

Daha ilk savaştan, verdiğim sözü tutamamıştım.

 

Uykum gelmişti.

Gözlerimi kapamak, tekrar evde uyanmak istiyordum.

Çektiğim acı, pek umrumda sayılmazdı.

Sadece, kendimi gerçekten aşağılık hissediyordum.

Başarabileceğimden fazlasına umutsuzca inanıyor gibi…

Şu an bile yukarıdan gelecek bir mucize bekliyor gibi…

İşin ilginç yanı, aklımdan tek bir cümle geçiyordu.

Gene mi sen?! Gene mi sen?! Gene mi sen?!

Sorduğu soruya bak… Şu anla ne alakası vardı bunun?

****************************************************************