Bütün vücudumla desteklesem de, bileklik kolum ve başımla beraber hasar almış, ve diz üstü düşmeme sebep olmuştu.

Yumruktan sonra Rayla geriye takla atarak kaçmış olmalıydı.

Hareket edemeyeceğimi anlayan tank koluma bir tekme atmış, ve beni kenardaki taşlardan tekine yollamıştı.

Sırtımım taşa çarpmasıyla bir anda kan kusmuştum. Tekme attığı kolum kıpkırmızı, sırtım ve başım ise sapsarıydı. İnce bir acı bedenimi sararken savaşın devamını izliyordum.

-Yake!

Rayla, yaptığım şeyi onun önüne geçtiğimde anlamış olmalıydı. Şu anki halime bakarken hayvanın üzerine geldiğini fark etmiş, tekrar geri çekilmek zorunda kalmıştı.

Durmadan mermi ateşliyordu. Hasarı hiçe sayarak saldırmaya devam eden tankın Rayla’yı bırakmaya niyeti yoktu.

-Kahretsin! Kahretsin!

Acı çekerek ayağa kalkmaya çalışıyordum. Başım dönüyor, midem bulanıyordu.

Gerçek savaşın acısını bütün iliklerimde hissediyordum. Bunu kazanmak için başka bir şey yapmam lazımdı.

İşe yaramayan ben, kendimi iyileştirmekten bile aciz olduğum için lanet okuyordum. Yapabildiğim tek şey kum torbası görevi görüp, oradan oraya koşturmaktı.

Birkaç dakika vakit kaybettikten sonra tekrar hareketlenmiştim. Kolum kırmızıdan koyu sarıya, başım ve gövdem koyu sarıdan açık sarıya dönmüştü. Bilekliğimin olduğu kolumu tekrar hareket ettiribildiğime göre en azından şimdi işe yarayabilirdim.

Rayla’ya doğru yönelmişken, bana bağırdığını fark ettim.

-Yake! Ben idare ederim Crystal’a git!

Tankla boğuşurken benim yönüme bağırmış, üzerine gelen saldırıdan kıl payı kurtulmuştu. Dediği şeyi yapmak için savaşın diğer kanadına doğru koşmaya başlamıştım.

Önümdeki kayaları geçtikten sonra, Crystal’ı tam olarak görebiliyordum. Hala benden uzakta sayılırdı. Tam arkasından geldiğimden nasıl baktığını göremiyordum. Rakiplerden uzaklaşmıştı. Kafasını öne eğmiş, soluk soluğa kalmıştı. Kılıcın ucunu kuma saplamış destek alıyordu. Kılıcı sağ eliyle tuttuğundan, sol kolunu boşa sarkan sağ koluna yardımcı olmak için tutmuştu. Yanına gelirken sağ kolunun koyu kırmızı olduğunu ve iki ok birden saplandığını fark etmiştim.

Yanına vardığımda sarkan kolunu tutmuştum.

Ne olduğunu anlamayan Crystal ani bir hareketle kafasını çevirmişti.

-Crystal benim! Yardım etmeye geldim!

Beni görünce gardını indirmişti. Kristalin tınısını kullanarak kolundaki okları çıkartıyor ve kolunu iyileştiriyordum.

Bir şeyler demek istedi, ama konuşacak hali yoktu. Biz tankla uğraşıyorken o da iki kişi üstlendiğinden çok yorulmuş olmalıydı.

-Sakin ol. Önce kolunu iyileştiriyim. İyice dinlen.

Biraz da olsa rahatlamış gözüken Crystal başıyla onaylamıştı. Gözlerindeki ateş yerindeydi. Sadece yorgun gözüküyordu.

Crystal’a bakarken birden gözleri kocaman açarak ileriye baktığını görmüştüm. Ağzını açmadan o yöne doğru bakmış ve iyileştirmeyi kesmiştim.

Karşı takımın hasarcısı, bizi hedefleyerek okunu germişti. Crystal’ın bloklayacak hali olmadığından önüne geçmiştim.

Ok yayından fırladığı anda ona kilitlendim. Çok uzaktan atıyor olmasına rağmen geliş hızı Rayla’nın mermilerinden bile hızlıydı.

Bilekliğimle bloklamak isterken açısını tam ayarlayamamıştım. Ok bilekliğe çarpıp yanağımı sıyırmıştı. Sağ arka çaprazıma saplanan ok ortadan ikiye ayrılmıştı.

Vakit kaybetmeden Crystal’ı iyileştirmeye devam etmiştim.

-Yakea yüzün?!

-Sıkıntı değil. Eğer yayını gererse haber ver!

Bir an önce Crystal’ı tekrar kılıç tutabilecek hale getirmem gerekiyordu. Yanağımın yanmasını umursamayarak iyileştirme işlemini tamamlamıştım.

Uzaklardan rakibin bir şeyler söylediğini duydum.

-Hadi be! Tam da kalbinden vurcaktım!

-Bir dahakine isabet ettirirsin. Şu hallerine baksana.

Okçunun dalga geçercesine söylediği cümleye kız bizi küçümseyerek cevaplamıştı. Kafamı kaldırıp ikisine baktığımda, o güzel kıyafetin içindeki saf kızın gerçek yüzünü görmüştüm.

Gördüğüm en iğrenç gülümsemeye sahipti. Sevgilisi görse arkasına bakmadan kaçardı herhalde. Savaşmaktan zevk aldığı çok açıktı. Sinsi bakışlarının altında bir şeyler gizliyor olmalıydı. Diğer yandan okçuyu okumak basitti. Sanki avlanmaya gelmiş ve okunu kırdığımı görünce üzülmüştü.

-Zaten oklarım azaldı. Şu savaşı bir an önce bitirsek olmaz mı?!

-Taori’ye seslen o zaman. Hala böcekle oynuyor.

Yumruklarımı sıkmıştım. Konuşma tarzları aşırı derecede irrite ediyordu. Sinirden dişlerimi sıkarken Crystal nefesini toparlamıştı. Laf atmak için ağzımı açtığımda, arkamdan bir kükreme sesiyle irkilmiştim.

-Odisa kalkan!!!

Ses, beni kayaya yapıştırmış tanktan geliyordu. Burnundan soluyor ve ayakta durmakta güçlük çekiyordu.

Neredeyse görünen her kısmında mermiler vardı. Onlarca, hatta yüzlerce mermi tanklamış olmalıydı.

Şimdi ise, sürünün geride bıraktığı yaralı bir kaplana benziyordu.

Rayla, arkasından bize doğru yönemişti. Yeşil gözleri Taori ismindeki tanka kitlenmişti.

-Yakea kızı durdurmalısın! Okçuya saldırırken ona verdiği kalkan yüzünden hasar veremedim. Ben okçuyu oyalarken desteği durdur!

Bu sırada, Odisa adındaki kız kolyesine dokunmuştu. Sağ eliyle kolyesini tutarak, sol elini açıp avcunu uzaktaki Taori’ye gösterdi. Bir şeyler mırıldanmasıyla, Taori’nin etrafında saydam bir silindir oluşmuştu. Üzerinde, anlayamadığım dillerdeki yazılar içi boş silindirin yüzeyinde dolanıyordu. Bu alanın içindeki Taori soluk bir lamba gibi parlamaya başlamıştı.

-Beceriksiz hayvan! Kas yığını olmana rağmen benden kalkan istiyorsun bir de!

-Kes sesini! Yakaladığım anda işi bitecek zaten. Önce önündeki böcekleri ez!

-Sana mı sordum?!

-…

Rayla, konuşmalarını fırsat bilip ateş etmeye devam etmişti. Mermilerin alandan içeri girdiğinde yavaşladığını görünce  yüzünü ekşitti. Taori bağırmayı bırakıp ona bakmaya başlamıştı.

-İşte şimdi yedim seni!

Ellerini yere koyup zıplamıştı. Kalkan hala üzerinde duruyordu.

-Yakea desteği yok et!

Kaçmak için sağa atlarken dediği şeyi yarım yamalak duyabilmiştim.

Aynı şeyi Crystal’da söylemişti.

Onlar tank ve hasarcıyla uğraşıyorken desteği elimine edecektim.

-Crystal, bir süre okçuyu oyalayabilir misin?

-Evet. Okları azaldığına göre senden önce alaşağı ederim.

Birbirimize fısıldayarak konuşuyorduk. Karşımızdakiler bizi takmasada planı bağırarak konuşmak saçma olurdu.

Crystal kılıcını kaldırmıştı. Kabzasını karnına yaklaştırıp, sivri kısmını sağ tarafını gösterecek şekilde tutuyordu. Koşmadan önce, tekrar göz göze gelmiştik.

Gözümü kırptıktan sonra, hedeflerimize doğru koşmaya başladık.