Avına atılan bir kaplan gibi, iri kıyım tank beni hedef almış ve aramızdaki uzaklığı takmadan olağanüstü bir güçle üzerime zıplamış, üzerime doğru uçmaya başlamıştı. Bunu gören Rayla anında geriye atılmış bana bağırıyordu.

-Yake sola sıçra!

Şaşırmaya fırsat bulamadan dediğini yapmış ve var gücümle kenara atılmıştım. Uçarak üzerime gelen kaplandan birkaç metre boşlukla kaçabilmiştim. Yere indiğinde altındaki toprağı yumruğuyla yarmıştı. Beni tutramadığını anlayınca yere tükürmüşve kafasını kaldırıp etrafına bakınmıştı.

Bu sırada sarsıntıdan etkilenmediğimden kendimi toplamış, harekete geçmek için hazırlanmıştım. Sahip olduğu bu hayvani güçle onunla birebir savaşamazdım. Yapabileceğim en iyi şey Rayla ile arasında tampon bölge olmaktı.

Harekete geçtiğimde, rakip takımın geri kalan üyelerine bakmıştım. İkisi de savaş başladığı anda aramızdaki mesafeyi açmış ve saldırmaya hazırlanmışlardı. Yine de, Crystal tankın üzerime atlamasını fırsata çevirmiş gibi duruyordu. Okçu saldırmaya hazırlanırken Crystal ilk saldırıyı sağ kanattan yararak değerlendirmiş, ve ikisinin arasına girip okçuya yönelmişti. O, rakibin ateşini üzerinde tutarken bu iri kıyımı al aşağı etmeliydik.

Tank bana bakıyorken çoktan geriye koşmaya başlamıştım. Gözlerimiz kesiştiği anda üzerime atılmak için tekrar hareketlenmişti. O an yapabileceğim en iyi şey Rayla’ya ateş edecek fırsatı yaratmaktı. Aramızdaki mesafeyi biraz açtıktan sonra geriye doğru koşmayı bırakmıştım. Göz ucuyla Rayla’yla aramdaki mesafeyi kontol ederken koşarak gelen iri kıyımın saldırısını bekliyordum.

Hiç beklemeden tekrar saldıran tank aramızdaki mesafeyi kapatıp yumruğunu kaldırmıştı. Rayla’nın mermilerinden daha yavaş olan elinin doğrudan yüzüme geldiğini anladığım anda bloklamak gibi bir seçeneğimin olmadığını da fark etmiştim. Eğer bilekliği yüzümü korumak için doğrultacak olursam o ham güçle bileklikle beraber kafamı da kırardı. Yumruğundan sağa eğilerek kaçmıştım. Elinin boşa savrulmasını fırsat bilip karşı hamle yapmaya karar verdim. Yana savrulduğumda sağ elimi kullanıp tüm gücümle yanağının ortasına yumruk atmıştım.

Daha doğrusu yanağına vurduğumu düşünüyordum.

Çünkü, ete değil kayaya vurmuşum gibi elim acımıştı. Şaşırma anımı fırsat bilen tank diğer elini üzerime savurdu. Refleks olarak geriye  çekilmesem, ellerinin arasında tuz olabilirdim.

Durmaya pek niyeti yoktu. Elinden kaçtığımı anladığında tekrar üzerime atılmış ve üstten alta doğru yeni bir darbe savurmuştu. Darbesini diğer tarafa kaçarak yok saymıştım. Başka bir karşı hamle denemesi yapıp, bacağının arkasına sol bacağımla tekme savurmuştum.

Yine aynı şeydi. Sanki bir insanla değil, kayayla savaşıyordum.

Görünmez bir sekiz çiziyorduk. O durmadan üstüme atlayıp yumruğunu savuruyordu. Ben ise darbesini  sağına ya da soluna kaçarak engelleyip karşı hamle yapıyordum.

Yumruk, tekme, aparkat… Ne denersem deniyim, canı yanan ben oluyordum sanki…

Son hamlesinden sonra karşı hamle yapmayıp nefeslenmek için geri çekilmiştim.

Bu hareketimi gören tank üzerime gelmek yerine olduğu yerde gülmeye başlamıştı. Güneşte parlayan yüzü aşağılarcasına bakıyordu.

-Hahaha! Yapabileceğinin hepsi bu mu? Attığın şeye yumruk mu diyorsun?!

Alaycı, kalın bir ses tonuyla konuşuyordu. Sırtını iyice dikleştirmiş, kendinden emin şekilde beni küçümsüyordu.

Aslında haklıydı. Attığım darbelerin hiçbiri işe yaramamıştı.

-Daha yeni ısınıyordum!

Nefes nefese cevap vermiştim.

-Puhahahah. Şu haline bak! Karşımda iki dakika kalamıyorsun bile!

Darbelerinden kaçmak için aşırı derecede hareket ediyordum. Bu da olması gerekenden çok daha hızlı yorulmama sebep oluyordu. Normalde, antrenmanlarda soluklanmaya ihtiyaç duymadan yarım saat geçirebiliyordum.

Bu yaratık ne kadar güçlü olabilirdi?!

-Hey! Sadece vücudun mu, yoksa beynin de mi taştan?!

-Ha?! Seni sıçan! Hem zayıfsın hem de benimle mi alay ediyorsun?!

-O taş kafana girmediyse evet öyle!

-Seni…!

-Rayla!

Bütün dikkatini üzerime çekmek için laf atmaya karar vermiştim. Bu sırada Rayla saldırmak için fırsat bekliyor olmalıydı. Sürekli dip dibe hareket ettiğimizden bana isabet gelmesinden korkmuş olabilirdi.

Tahmin ettiğim gibi bu anı bekliyordu. Bulunduğu mesafeden ateş etmeye başlamış ve tankın koluna, bacağına, omzuna mermi isabet ettirmişti. Şarjörün tamamını onun üstüne boşalttıktan sonra, tank yüzünü Rayla’ya çevirmişti.

-Ah! Demek vızıldayan bir sinek daha varmış!

Benim yumruklarım cılız olabilirdi. Ama Rayla’nın mermilerine bile böyle davranıyorsa bir problem var demekti.

Vücuduna giren mermilere rağmen hiçbir şey olmamış gibi Rayla’nın üzerine atılmaya hazırlanmıştı.

-Kahretsin!

Rayla üzerine gelen hayvanı görünce ateşi kesmiş, geri çekilmeye başlamıştı.

Ama o da benim gördüğümü görüyordu.

Tank, savaşa başlarken yaptığı gibi konum almıştı.

En başta kullandığı yeteneği tekrar kullanacak olmalıydı.

Dizlerini yere koyup, avına atılmaya hazırlanan bir kaplan gibi durduğunda yapmam gereken şeyi anlamıştım.

Hiç düşünmeden doğruca Rayla’ya koşuyordum. Tahmin ettiğim gibi, elini kemerine götürmüştü.

Aralarındaki mesafe öncekinden daha kısa olduğu için yana kaçacak vakti yoktu. Onun yerine yapabileceği tek şey aralarında bir bomba patlatmaktı.

Ama bombanın ne kadar kuvvetli olduğunu bilmeden bunu yapması çok riskliydi. Patlamanın etkisiyle arkadaki kayaların birine çarpıp bilincini anında kaybedebilirdi.

Bu yüzden, bütün gücümle Rayla’ya doğru koşmuştum.

Ona verdiğim sözün değerini şu an gösterecektim.

Zaferlerde kılıcı, zor durumlarda kalkanı olacaktım.

Tank havadayken Rayla’nın önüne geçmeyi başarmıştım. Yüzümün önüne sol kolumu kaldırmış, ve yumruğunun gösterdiği yere bilekliğimi tutmuştum.

Yere indiği anda, yumruğu bilekliğimde patlamıştı…