‘Ön Elemeler’

 

29 Eylül 2018

Derin bir nefes aldım.

Hava nemli değildi. Ilık, sert bir rüzgar yüzüme çarpıyordu. Kumların üstüne basarken ayaklarım iz bırakıyor, bu iz ise birkaç saniye sonra  rüzgarla beraber siliniyordu.

Önümde başıboş bir alan vardı. Sadece kumla kaplı bu alan yaklaşık 2-3 futbol sahası büyüklüğünde olmalıydı.

Bu yuvarlak alanın etrafı  bazen saydam, bazen yarı saydam olan ince bir tabakayla kaplıydı. Bu tabaka tam ortasından kesilmiş bir basketbol topu gibi üstümüzü kapamıştı.

Tabakanın dışında ise, ara sıra görünen tribünlerle çevriliydi.

Etrafımızı çember gibi saran tribünlerden delicesine çığlıklar yükseliyordu.

Tribünde oturanların yüzünü göremiyordum. Kaç kişi oldukları hakkında da çıkarım yapamazdım. Tek bildiğim çok kalabalık olduklarıydı.  Çıkardıkları sesler bir aslanın kükremesine benziyordu. Seslerden başka bir anlam çıkaramıyordum. Tezahürat mı ediyorlardı, pek emin değildim.

En azından insan olduklarına emindim. Sesin kalınlığına bakılacak olursa çoğunlukla  erkek olmalılardı.

Kalbim delicesine çarpıyordu. Alanın tam ortasındaki dev taşın üzerinde, bizim üssümüzdeki ekranın büyük bir versiyonu vardı. Dört adet ekran bir küp oluşturacak şekilde uzun bir sütunun üstüne montelenmişti. Bu ekranlar o kadar büyük ve yukardaydı ki bakmak için kafamı kaldırmam gerekiyordu. Büyük ihtimalle seyircilerin savaşı daha iyi görebilmesi için koyulmuşlardı. Ekranda bir geriye sayım vardı ve buraya ışınlandığımız andan beri sayıyordu.

Yaklaşık dokuz dakikamız kalmıştı. Soraz’ın dediğine göre bu süreci rakibi süzerek ve plan yaparak değerlendirmeliydik.

Gerçeği söylemek gerekirse, rakipleri süzmem gerekirken gözlerimi Rayla’nın üzerinden alamıyordum.

Yeşil yeleği giydiği siyah üniformanın giymiş, ve ortasındaki tek düğmeyi iliklemişti. Antrenmanlarda taktığını pek görmediğim kravatı gömleğinin yakasına rahatça yerleştirmişken, altındaki etek rüzgarla beraber uçuşuyordu. Kemeri eğik bir şekilde takmış, ve kalçasının üstünde bir ip ile sıkılaştırıp sabitlemişti. Bombaları kapalı ceplerinin içinde olmalıydı. Vücudunda herhangi bir zırh bulunmuyordu. Geniş  yeşil yaz botları, ve dizine kadar çıkan lacivert çoraplarıyla şu an bir savaşçıdan ziyade liseli popüler bir kızı andırıyordu.

Tabi, elindeki küçük Glock tabancayı saymazsak…

Onun yanısıra, Crystal orta çağdan fırlamış bir şövalyeydi. Tek eksiği kafasına takmadığı miğferiydi. Aslında, çokta orta çağdaki gibi durduğu söylenemezdi. Bacak eklemlerini koruyan zırhlı gümüş ayakkabısı ve gümüş zırh parçalarıyla örtülmüş uzun pantalonu modern bir süper kahraman gibi gösteriyordu. Korkutucu olduğu taraf ise üstündeki koca gümüş zırh ve elindeki benden daha ağır olan kırmızı beyaz kılıcıydı. Gözlerindeki güneş bugün daha bir parlaktı.

Benim ise göze çarpan bir tarafım yoktu. Daha önce giydiğim zırh hareket hızımı çok azalttığından önemli bir karar verip dün gece söküp atmıştım. Ayağımda eklem koruyucu zırh eklentili lacivert bir spor ayakkabı, normal bir siyah pantalon, ve üstümde kısa kollu ince gömlek vardı. Önce çıkan tek yanım kolumdaki koca bileklikti. Birini iyileştirmek için bu kadar büyük olmasına gerek var mıydı bilmiyordum ama ona kötü davransamda beni mermilerden korumayı başarabiliyordu.

Rayla bir süre sonra kafasını çevirmişti. Emin gözlerle bana bakıyordu.

– Ne düşünüyorsun?

Daha karşı tarafı incelemediğimden kafamı sallamış, hiç konuşmadan rakiplere bakmıştım.

Karşımda iki erkek ve bir kız duruyordu. Erkeklerin yirmili yaşlarda olduğu belliydi, ama kız daha genç duruyordu. İlk bakışta çok göze batmadığından aralarındaki zayıf halka o olabilirdi.

Ama buna direkt karar veremezdim. Sonuçta Crystal’da küçüktü, ve dersimi kılıcının tadına bakarak almıştım.

Üçüde uzundu. Özellikle ortadaki erkek hem uzun hem kaslı duruyordu. Üzerinde deriden yapılma kahverengi yelek vardı. Alt kısmı ise savaşçı kabilelerin giydiği yırtık bir  pantalondan ve iple ayağına sabitlenmiş üstü açık bir sandaletten oluşuyordu. Burnundan soluyordu. Simsiyah gözleriyle avını süzüyor ve yerinde durmuyordu. Üzerinde ne bi zırh ne de bir silah yoktu. Sadece yumruk yaptığı sağ eline bir bez sarmıştı.

Rayla’nın mermilerine nasıl karşı koyabilir emin değildim. Ama yüzündeki kan bürümüş ifade dikkatli olmam gerektiğini hissettiriyordu.

Solundaki çocuk ona göre daha cılızdı. Üzerinde koyu yeşil ve kahverengi tonlarında  20. yüzyılda giyilen ama isimlendiremediğim bir kıyafet vardı. Uzaktan baktığımdan, belki kamuflaj olma ihtimalinin olduğunu düşünüyordum. Koyu kahverengi saçları ve ifadesiz gözleriyle savaşmaya hazır duruyordu. Zaten, elindeki koca yay ve sırtındaki ok çantası sanki doğada avlanacağı hissini veriyordu.

Aralarındaki en farklı kişi en sağdaki kızdı. Üzerinde daha önce görmediğim bir kıyafet vardı. Gri kıyafetinin ucu beyaz ayakkabısına kadar uzanıyordu. Görünürde bir silaha sahip değildi. Silaha benzeyen tek şey boynundaki elmaslı kolyeydi. Kolyenin ucu elmasın içinde olduğu yuvarlak bölümden aşağıya gittikçe  gitgide sivrilerek göğsünün üzerinde bitiyordu. Ellerinde yarı geçirgen pamuk bir eldiven vardı. Yüzü bir melek gibi pürüsüzdü. Sakin ve bir o kadar derin bakıyordu. Saçları, gözleri gibi elâydı. Takım arkadaşlarından başka bir dünyadan gelmiş gibiydi.

-Yake!

Rayla konuşmadığımdan tekrar seslenmişti. Bunları düşünürken irkilmiş ve ilk izlenimlerimi söylemeye başlamıştım.

-Soldaki, takımın hasarcısı olmalı. Ok atabildiğine göre uzaktan savaşamayız. Ortalarındaki iri kıyım tank olmalı. Görünürde bir silahı olmadığından biraz endişeliyim. Aynı şekilde, sağdaki kız da bir şeyler gizliyor. Ne olduğunu savaşırken anlayacağız herhalde. Asıl garibime giden şey hiçbirinde zırh olmaması. Sence de çok savunmasız değiller mi?

Rayla onaylarcasına kafasını salladı. Endişeli bakmadığına göre aklında bir plan olmalıydı.

-Kız takımın desteği. Ne yapabiliryorsa, o boynundaki kolyeyle yapıyor olmalı. Tankın sakladığı pek bir şey yok, eline sardığı beze bakacak olursak  kas gücünü kullanıp yumruklarıyla üzerimize gelecektir. Onu destek devreye girmeden mermilerimle yere sermek istiyorum. Crystal?

-Efendim?

-Savaş başladığı anda doğrudan okçuya saldır. Eğer fırsat yakalarsan yeteneklerini de kullanıp alt etmeye çalış. Sakın bizi hedef almasına izin verme. Zannettiğimizden çok daha güçlü olabilir.

-Tamamdır.

-Yake. Eğer beni hedeflerlerse, mümkün olduğunca benim ve o tankın arasında kal. Karşı desteği savunmasız gördüğünde bana işaret edip doğrudan üzerine git. Yapmanı istediğim hızını ve vücudunu kullanıp desteği yerine mıhlaman. Bu süreçte bende tankı kendimden uzak tutar ve desteğin işini bitiririm. Eğer benim yerime Crystal’ın üzerine giderlerse benden ayrıl ve Crystal’ı iyileştir. Zor durumda kalırsak savaşın ortasında başka bir plan kurarız.

Onaylarcasına kafamı salladım. İyileştirmek haricinde bir yeteneğim olmadığından, Crystal ve Rayla arasında mekik dokumam gerekiyordu. Eğer Crystal okçunun saldırmasını önlerse, bileklikle savunabileceğim hiçbir şey kalmıyordu. Bu yüzden desteği bütün gücümü kullanarak alt etmeliydim.

Kızın kolyesi ilgimi çekmişti. İçindeki kristal, benim silahımdakine benziyordu. Aslında, bilekliğimde kristal var mı bilmiyordum. Saldırı isimleri “Kristalin Çağrısı” ve “Kristalin Tınısı” olduğundan silahıma gömülü görünmeyen bir tane olabilceğini düşünmüştüm.

Geriye sadece bir dakika kalmıştı. Gözlerimi kapatıp takım arkadaşlarımın sağlıklarını kontrol ettikten sonra ilk yapacağım şeyi düşünüyordum.

Bu savaşa hazırdım. Karşıdakiler bizi, biz karşıdakileri bilmiyorduk. Benim bilekliğimden korkuyor olabilirlerdi. Belki de Crystal’ın kılıcı gözlerine takılmıştı. Nasıl bir plan yaptıklarını sadece savaşarak öğrenebilirdik.

Son 30 saniyeydi. Yer bir anda sarsılamaya başlamış ve değişik uzunlukta tırmanılabilir kayalar alanı kaplamıştı. Kayalar az sayıda ve görüşümüzü engellemeyecek yerlerdeydiler. Rayla son 10 saniyede ne olduğunu kayaların sesini bastırarak söylemişti.

-Son dakika savaş alanı değişiklikleri… Taktiğimizde bir değişiklik yok, birbirimizi görebilecek şekilde duralım yeter!

-Tamam!

-Anlaşıldı!

Sayım bittiğinde arenada tiz bir ses yükseldi. Ses azalıp yerini seyircilerin bağırışlarına bırakırken, üzerime gelen “şeye” bakıyordum.