Filmin ikinci yarısını kazasız belasız atlattıktan sonra sokaklarda dolaşmaya başlamıştık. Onlar filmdeki en güçlü karakteri tartışırken düşüncelere dalmıştım.

Talsen Karin’in pazartesi günü okula geleceğini söylemişti. En son yaşadığımız olaydan sonra çocukça davranıp onunla konuşmaya cesaret edememiştim. Eğer okula gelebilecekse sağlığını kazanmış olmalıydı.

Daha doğrusu, sınıftakilerin sandıkları şey buydu.

O hastaydı. Her gün ölüme daha çok yaklaşıyor, daha fazla korkuyordu.

Okula geliyorsa, bu, kendini kandırmak içindi.

Normal hayatına bir şey olmamış gibi devam etmek… Arka planda sürekli ilaç alırken, kontrol yapılırken, bir çözüm aranırken eskisi gibi davranabilmek…

Acısını ve korkusunu içine gömüp bir yalanı yaşamak…

Karin’in yapacağı buydu. Eğer onu azıcık tanıdıysam, pazartesi bu şekilde davranacaktı.

Belki de o gün beni gördüğünde bu yüzden gitmemi istemişti.

Gerçekleri bildiğimi biliyor olabilirdi.

Ya da onu o halde görmemi istememişti.

Bende bilmiyordum. Sadece kendi kendime tahminler üretip ne yapacağını hayal edebiliyordum. Bütün bir hafta Alter’de yaşanılanlar yüzünden aklımdan tamamen çıkmıştı. İşin gülünç tarafı, bu turnuvaya girme sebebimi kendime sürekli hatırlatmak zorunda olmamdı. Rayla’yla geçirdiğim vakitte bunun farkında olamıyordum bile.

Bunları düşünürken birisi omzumdan ittirmişti. Dikkatim dağılınca ne olduğunu anlayamadan etrafıma bakınmaya başlamıştım.

Şu an bir kitapevinin önündeydik. Burası Talsen’in düzenli olarak çizgi roman aldığı yerdi. Gri bir tabelası, üzerinde ise el yazısıyla “Tırma Kitabevi” yazıyordu. Çocukken buradan annemle beraber çizim kitabı aldığımı hatırlıyordum. Şimdilerde ise sadece Talsen için geliyordum.

Gözüm onu ararken çoktan içeriye girmiş ve raflara bakarken bulmuştum. Bu durumda beni dürten kişi yanımda somurtan Laren’di.

-Hey… Sinemadan çıktığımızdan beri konuşmuyorsun.

-Ha… Film çok ilgimi çekmediğineden sohbete girmek istemedim.

-Yakea.

-??? Yakea?

Bu çok enderdi. Laren daha önce adımı tam olarak hiç söylememişti.

Ağzım açık onu inceliyordum. Gerçeği söylemek gerekirse, bugün ne giydiğini bile fark etmemiştim.

Omzuna düşen siyah saçlarını at kuyruğu yapmış, ucunu ön tarafa doğru taramıştı. Üzerinde açık mavi bir pamuk yelek vardı. İçine ise sarımtırak bir elbise ve şirin bir etek giymişti. Krem rengi çoraplarının altında görmeye pek alışık olmadığım beyaz bir ayakkabı giymişti.

Kahverengi gözlerini bana dikmiş somurtmaya devam ediyordu. Doğrudan gözlerimin içine bakıyor, kaçırmamı engelliyordu.

Onu süzdüğümü fark ettiğinde kıpkırmızı kesilmişti. Göğsünde dekolte olmamasına rağmen eliyle kapamış ve vücudunu yana çevirmişti.

Ne yapacağımı şaşırdığımdan ben de domatesten farksızdım. Sadece adımı söylemesiyle ona gösterdiğim ilginin bir anda artmasına şaşırıyordum. Genelde bu tarz davranışlarını dalga geçer halde gerçekleştirdiğinden şimdi utanarak yapması beni de şaşırtmıştı.

Ne diyeceğimi bilmeden bir şeyler kekeliyorken yüzünü bana çevirip kahkahayı basmıştı.

-Utangaç yönünü ilk kez gösteriyorsun Yakki.

Bakışları artık normaldi. Ama yüzünde tebessüm olmasına rağmen üzgün bir ifade vardı.

-Ne biliyim… Bir anda adımı tam söyleyince şaşırdım işte.

-Hahah. Ciddisin bir de…

-Hey! Sadece boşluğumda yakaladın beni! Hem asıl kendine bak. Kendi çirkinliğinden utanıyorsun.

Puah… Karnıma yediğim yumrukla beraber öne eğilmiştim. Laren koybov filmlerinde ateş ettikten sonra tabancalarını üflemelerini taklit edip yumruğunu üflemişti.

Karnımın acısı geçince göz ucuyla Laren’e bakıyordum.

-Bunu hakettim değil mi?.

-Hıh. Kaba herif!

-…

-Hey, Yake…

-E… Efendim?

Kafasını çevirmiş, tekrar gözlerimin içine bakıyordu.

Ciddi durduğundan dalga geçmek istemiyordum. Anlamadığım bir şey vardı.

-Benden… Bizden bir şey saklıyorsun değil mi?

-…

Galiba sandığımdan daha fazla belli oluyordu. Kafamı dağıtmak için buluşmak pek iyi bir olmamıştı herhalde.

Nasıl cevap vereceğimden emin değildim. Gerçeği söyleyemezdim. Ama yalan söylemek de istemiyordum.

Laren somurtmaya devam ediyordu. Gözleri dolu dolu bakıyordu.

-Bu dönem sende bir şey var… Okulda, sanki sınıfta değilsin. Derslerde hep aynı yöne bakıyorsun. Ne zaman soru sorsam normal bir cevap alamıyorum. Aklın şu an bile başka bir yerde. Ne oluyor Yakea? Neden böylesin?

-…

-En iyi arkadaşın değil miyim? Değil miyiz? Yoksa bize derdini dökecek kadar önemli görmüyor musun?

-Hayır… Sorun o değil..

Gözlerimi kaçırmıştım. Ama Laren eliyle kafamı tutup kendine çevirmişti. Diğer eliyle de sanki kaçmamı engelliyormuş gibi elimi sıkıca tutuyordu.

-O zaman ne oldu Yake?! Eğer zor durumdaysan bırak yardım edelim. Anlat ki bir çözüm bulalım! Tek başına altından kalkamayacaksan sana destek olalım! Bu kadar sene arkadaş olmamıza rağmen seni bu halde izlemek mi zorundayız?!

-Hayır… Laren, bu anlatabileceğim bir şey değil.

Ne söyleyebilirdim ki? Karin hastalığını mı? Pusula Turnuvası’nı mı? Rayla’yı biliyor olmamı mı?

Her şeyi dökersem belki yardım edebilirlerdi. Ama şu an zaten yalnız değildim. Rayla ve Crystal sayesinde hâlâ normal hissedebiliyordum. Sadece, kendi yapmam gereken şeyler altında eziliyordum.

Bu yüzden onlara açıklayamazdım. Açıklasam da yalan söylediğimi düşünüp benimle konuşmayabilirlerdi.

Kaçışım yoktu, Laren’i üzmek istemiyordum ama bir karar vermem gerekiyordu.

-Yake. Şimdi sana sorduğum soruları sadece evet ya da hayırla cevaplayacaksın. Eğer cevap vermezsen Laren’i de alır giderim, ve seninle olan arkadaşlığımızı tamamen keseriz.

Arkamdan Talsen’in sesini duymuş ve kaskatı kesilmiştim. Elinde yeni aldığı ince bir çizgi roman vardı.

Ve o da aşırı ciddi bakıyordu.

Dediğine cevap olarak sadece onaylarcasına kafamı sallayabilmiştim.

-Tamam o zaman. İlk sorum: Gerçekten bir problem var, değil mi?

Yalan söylemek istemiyordum. Onlarla olan arkadaşlığım benim için önemliydi. Ama Karin’in hayatı daha çok önemliydi.

Şimdilik doğru cevap verecektim. Ta ki asıl olanları anlatmamı isteyene kadar.

-Evet.

-Peki, bu sorun sana mı ait?

Duraksamıştım. Gözümü yere çevirmiş düşünüyordum. Bütün bu olayların başlangıcı Karin’in hastalığıydı. Onu kurtarmak için Rayla’ya söz vermiştim. Her şeye onun sorunu için başlamıştım.

-… Hayır.

-Peki bu sorun sensiz çözülebilir mi?

-… Hayır.

-Hım… Herhalde bu sorunun ne olduğunu bize söyleyemezsin değil mi?

-Evet.

-Peki, kendini yiyip bitirmeden çözeceğine emin misin?

-… Evet.

-Tamam o zaman. Laren, cevabını aldın.

-Ne ama…

-Yakea “bir şeyle” uğraşıyor Laren. Ve bu şey, bir başkası için… Sence bu bilgi bile yetmez mi?

-Ama…

-Yalan söylemiyor Laren. Gözlerine baksana bi. Kararını çoktan vermiş bile.

-Yine de..! Yardım etmek istiyorum Yake! Neden bir parçası olmamı istemiyorsun?!

Talsen sayesinde rahat bir nefes almıştım. Hem yalan söylemekten kurtulmuş, hem de durumu düzeltmek için fırsat kazanmıştım. Laren’in beni tuttuğu eli avuçlarımın içine aldım. Küçük bir tebessümle şunları söyledim.

-Şu an bile yardımcı oluyorsun Laren. Sayende kafamı dağıtıp güzel bir gün geçiriyorum. Bunu senden başkasıyla yapamam.

Laren kafasını öne eğmiş düşünmeye başlamıştı. O sırada Talsen’e göz göze gelmiştim ve kafasıyla beni onaylamıştı.

Diğer taraftan Laren ani bir hareketle avcunu sardığım elimi sırtıma kitlemiş, beni alaşağı etmişti. Yüz üstü yere yatırdıktan sonra, burnundan soluyarak tehdit etmeye başladı.

– O zaman seni affetmem için bana iki şeyde söz vereceksin.: Bir, bu sorunu çözdüğünde bana ne olduğunu anlatIıcaksın. Yoksa senden sonsuza kadar nefret ederim. İki, eğer bu süreçte başına bir şey gelirse ya da kendine zarar verirsen seni kendi ellerimle boğarım. Anlaşıldı mı?!

Burnum yere değerken evet demek haricinde bir seçeneğim olmadığını biliyordum.

– Hangi ara siyah kuşak al… Ah! Tamam tamam. Evet. Söz. Yemin ederim!

Herkesin gözü üzerimde yerde kıvranıyordum. Cevabımdan sonra önce yere bırakmış, sonra kalkmak için yardım etmişti. Küçük bir beyin sarsıntısı geçirmemi sağladıktan sonra ise her zamanki çocukça gülümsemesini takınmış önden yürümeye devam etmişti.

– Tamam o zaman. Hadi alışverişe kaldığımız yerden devam edelim.

Yanımda ise Talsen elini omzuma atmıştı.

– Yalan söylemediğini nasıl anladığımı biliyor musun Yake?

-Hım?

-Küçük bir yalan söylediğinde bile sol elinin serçe parmağını istemsizce oynatıyorsun.

-Ne? Gerçekten mi?

-Hehe. Aynen öyle. Hatta Laren’e çirkin olduğunu söylerken de oynattın.

-Hey!!!!

-Hahahah!

Güne kaldığımız yerden devam etmiştik.

Eve mutlu şekilde geldiğimde, yatağa girmiş ve saate kitlenmiştim.

Heyecandan uyuyamıyordum. Ama saat 10’u gösterdiğimde, kendiliğinden gözlerimin kapanacağına emindim.

Altere doğru bilincim akarken, ilk savaşa sadece dakikalar kalmıştı.