İlk maça sadece iki gün kalmıştı.

Rayla bugünkü antrenmandan sonra yeteneklerini açıklamaya karar vermişti.

Bu sefer küçük odada değildik. Zemin kattaki tahta masada kağıda çizdiğimiz taktikleri ve durumları tartışıyorduk.

-”Bitmez Tetik” kullanabildiğim ilk yetenek… Yerimde sabit kalarak etrafıma durmadan ateş edebilirim. Ama rakip menzilden dışarı çıkarsa, ya da çok içeriye girerse yeteneği kullanamam. Aynı zamanda, tek bir rakibi hedef alabileceğimden sizin rakip hasarcıyı menzilimde tutmanız gerekiyor.

-Anladım. Crystal Solar Sarsılma yeteneğini kullanırsa onları menzilin içinde tutabiliriz. Sende Bitmez Tetiği kullandığında mümkün olduğunca yakınında dururum. Hem iyileştirme sağlar hem de yakına gelen rakipleri engellerim.

-Aynen. Eğer zor durumda kalırsanız Ulaşılamaz’ı kullanır ve rakibi sizden uzaklaştırırım.

-O zaman bu yeteneği kullandığımda ne yapacağımızda anlaştık. Diğer yeteneğime gelecek olursak…

Rayla ani bir hareketle ayağa kalkmıştı. Ellerini masaya dayayıp bize bakıyordu.

-Bu yeteneği gerekmedikçe kullanmayacağım. Çünkü yaratması aşırı uzun sürüyor, ve elimde az sayıda var.

Crystal’la bakışmıştık. Rayla bu konuda ciddi olmalıydı.

-”Oyun Bozan”…

Yeteneğin adını söyledikten sonra masaya kemerinden çıkardığı  birkaç tane yuvarlak cisim koymuştu. Dış tarafı pürüssüz olan bu metal toplar el bombasına benziyordu.

-İşte uzaktan kumandalı bombalarım! İstediğim zaman patlatabiliyorum ama neredeyse hiç hasar vermiyorlar. Hasar vermekten ziyade, yarattıkları enerji dalgası etrafındaki herkesi dışarıya doğru itiyor. Üzerimdeki rakipleri uzaklaştırmamı sağlayan bir yetenek desem doğru olur. Yine de mümkün olduğunca az kullanmak istiyorum. Bombalar aynı gözükse bile yarattıkları dalga birbirinden farklı. Bunu ayırt etmek imkansız olduğundan yanlışlıkla size isabet ettirmekten korkuyorum.

Bu bayağı ilginç bir yetenekti. Bombaları elime alıp incelemeye başladığımda üzerinde herhangi bir düğme olmadığını fark etmiştim. Yani sadece Rayla patlatabiliyordu.

-Elimizde gizli bir koz olduğunu bilmek güzel. Umarım bunlara hiç gerek olmaz.

-Merak etmeyin. Eğer Rayla’nın saçına bile dokunacak olurlarsa onlara kılıcımın tadına baktırırım.

Crystal kılıcın kabzasıyla yere vurmuştu. Çıkan dong sesiyle beraber Rayla bombaları geri toplamış ve yüzüne küçük bir tebessüm takınmıştı.

-Böylece hazırlıklarımızın hepsini tamamladık. Yarın küçük odada oturur, çalıştıklarımızı gözden geçirirken ekrandan maçla ilgili bir haber gelip gelmediğine bakarız. Bugünlük işimiz tamam. Ben erken çıkıyorum, kendinize iyi bakın.

Kapıyı arkadan kapatmasıyla içeride ben ve Crystal kalmıştık. Elimdeki kağıtları sıraya sokup masanın kenarına koymuştum. Ayağa kalkıp çıkmaya hazırlanırken Crystal’ı yere bakarken görmüştüm.

-Bende çıkıyorum. Yarın görüşürüz.

Dediğimde Crystal beni durdurmak için oturduğu yeren elimi tutmuştu. Düşünceli gözlerle yüzüme bakıyordu.

-Yakea, sence… Sence Rayla’nın dedikleri… Doğru mu?

Uzun süredir takımdaki gerilimin nedeni olan soruyu tekrar sormuştu. Kızdığımdan değil, Crystal’a hak veriyordum. Şüphe duygusu bir anda silinebilecek bir şey değildi. Birine ne kadar güvendiğini hissetsen de, aklının bir köşesinde bu duygu saplanıp kalıyordu.

Yine de  bu duygunun nedeni belliydi. Rayla, bu dünya ile ilgili bizden daha fazla şey biliyordu. Korktuğumuz şey aslında Rayla değil, karşımıza çıkabilecek bir bilinmeyendi.

Arkamı dönmüştüm. Crystal’ın omzuna elimi koyup tebessüm ediyordum.

-Rayla’ya karşı kazandığımız ilk savaşı hatırlıyor musun? Sana, bir planım var dediğimde koşulsuz kabul etmiş ve bayılmak üzere olsan bile bana sadık kalmıştın. İşte, o an güvenilir bir takım arkadaşının olmasının ne kadar değerli bir şey olduğunu anlamıştım. Sayende, etrafımdakilere güvenmenin önemini kavradım Crystal. Bu yüzden, hem sana hem de Rayla’ya ne olursa olsun güvenim sonsuz.  Sonuçta, beraber kazanmamız gereken bir turnuva var değil mi?

Cümlemi tamamladıktan sonra Crystal elimi daha kuvvetli sıkmaya başlamıştı. Gözleri kızarmış, hafifçe hıçkırmaya başlamıştı.

Şu ana kadar, bütün bu duyguları içinde tutuyor olmalıydı. Her ne kadar takımın bir parçası olsa da, Crystal hala küçük bir kızdı.

Dizlerimin üzerine çökmüştüm. İçini dökmesi için sarılıp başını okşamaya başladım. Daha fazla dayanamayıp hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı.

Savaş alanında, her ne kadar tank olsa da bu kızın da incinmesini önlemem gerekiyordu. Aşırı bir baskıyı kaldıramayacak kadar küçük bir bedeni vardı.

En azından o koca kılıç endişelerimi boşa çıkarabilirdi.

Crystal’ı yatıştırdıktan sonra, Alter’den ayrılmak için kapıyı açtım.

Kapıyı açar açmaz yüzüme gelen kristaller sayesinde tekrardan gülümsememe başlamıştım.

Gizlice dinlemek ayıp olmadı mı? 
diye kendi kendime söylenirken bedenim küçük kristallere ayrılmıştı.