-Yakea…

-Efendim?

-Üstümden kalkmayı düşünüyor musun?

-Hım… Hayır.

Bulunduğum yerde rahattım. Rayla’nın üstüne çıkmış, birkaç dakika boyunca nefesini toplamış dinleniyordum.

Peki nasıl mı bu pozisyona gelmiştim?

Heheh… Oynadığım kumarı kazanmıştım.

Rayla kılıçtan kaçmak için öne doğru atlamıştı ve benim ona doğru uçtuğumu çok geç fark edince omzuna dokunabilmiştim.

Ama hızımı kesemediğimden ikimiz birden yere düşmüştük, ve kendimi onun üstünde bulmuştum.

-Zaten delik deşik olan karnını tamamen patlatmama ne dersin peki?

-Ama… Ama…

Rayla cevap vermeden kollarımı sımsıkı tutmuştu. Daha direnmeye vaktim olmadan yuvarlanmamıza neden olup üstüme çıkmıştı.

Bu hareketinden sonra 32 diş sırıtmaya başlamıştım. Rayla da az önceki savaşın ciddiyetinden çıkmış, yüzünde küçük bir tebessüm takınmıştı. Eliyle saçlarımı dağıtarak kıkırdamaya başladı.

-Takım oyununa bu kadar alışkın olduğunu bilmiyordum.

-Doğuştan yetenekli olduğumu söyleyebiliriz.

-Ha… Demek o yüzden en başta kullanabileceğiniz taktik zar zor aklına geldi.

-Hah, aklıma çok önce… gelmişti zaten.

-Peki ya arkaya kaçsam ne yapıcaktın?

-O zaman kesin ölmüştüm.

-Ooo, demek dürüst olmaya karar verdin.

-Eğer sende dürüst olup bilekliğimin ne işe yaradığını söyleseydin her şey daha kolay olabilirdi.

Rayla dediğim son şeyden sonra yüzündeki şapşal ifadeyi değiştirmeden ve zaten acıyan karnıma bastırarak ayağa kalkmıştı. Somurttuğumu fark edince elini uzatmıştı.

-O zaman bir soru sormama izin ver, sence bu savaşın amacı neydi?

-Benim silahsız da süper güçlü…

-Hey!

-Şaka şaka, Crystal’la benim yakınlaşmamız ve takım çalışmasına uyum sağlamamız içindi değil mi?

-İşte beklediğim cevap!

-Yalnız biraz fazla sert olmadın mı?

-Yake, daha gerçek bir savaşa çıkmadığından bu maçların nasıl korkunç olduğunu bilmiyorsun. Emin ol, bu antrenman gerçek bir savaşın sadece %10’u kadar sertti.

-Hım… Bunu da tahmin etmiştim.

-Şimdi… Eğer bilekliğin konusuna gelecek olursak,  nasıl kullanıldığına dair hiçbir fikrim yok. Bunu anlamak tamamen sana kalmış.

 

-…Ne?!

 

-Ama…  Nasıl kullanıldığını bilmemem seni yönlendiremeyeceğim anlamına gelmiyor. Savaşın ortasında, sen yerde yatarken söylediğim sözü hatırlıyor musun?

-Şu, tanklı cümle mi?

-Evet. O cümlede Crystal’ın tank olduğunu ima etmiştim. Detaylıca anlatmama izin ver:

Öncelikle, bu turnuvada savaşan takımlar üç kişi olmak zorundadır. Liderler, oynamak istedikleri rolü seçtikten sonra onlara verilen enjektörlerle takımlarına gerçek hayattan iki kişi katarlar. Eğer turnuva başlamadan önceki son hafta diğer iki kişiyi bulamazlarsa, turnuvadan atılırlar. Lider, diğer üyelerin takıma uygun rolleri seçmesinden ve rollerin detaylarını anlatmaktan sorumludur.

Crystal’ın rolünden başlayalım. Sen gelmeden önce o “tank” rolünü seçmişti. “Tank” rolündeki kişi, rakip takımın yaptığı hasarı üzerinde tutmakla yükümlüdür. Giydikleri zırhlar normalden daha kalın ve ağır olduğu için diğer rollerden daha yavaş hareket ve saldırı hızlarına sahiplerdir. Ama sahip oldukları direnç en üst seviyededir. Hem kendilerini hem de takım arkadaşlarını koruyabilmek için genelde yakından vuran silahlar kullanırlar. Crystal silah yapım makinesini ilk gördüğünde “dehşet büyüklükte bir kılıç” istediğini söylemişti. Sonuçta da yaratmayı başardı, küçük vücuduna rağmen üzerine boşalttığım şarjörler bedenine çok az etki ediyor.

– Galiba anladım. Tipik bir online rol yapma oyunundaki gibi değil mi?

– Sayılır… Ama aralarında önemli bir fark var.

Rayla parmağıyla Crystal’ın toprağa saplanmış kılıcını göstermişti.

-O tarz oyunlarda tanklar hasar veremezken Alterion’da Crystal’ın  kılıcından aldığın sert bir darbe seni oyun dışı edebilir. Savaşlarda hiçbir rolü küçümsememelisin.

Güneşte parlayan altın sarısı kılıca bakmıştım. Aklıma, kılıcı ilk kez blokladığım an gelmişti. Yine de o zaman bloklayabilmiş olmam şimdi de engelleyebileceğim anlamına gelmiyordu. O an ciddi bir savaşın içinde değildik ve şansım yaver gitmişti.

-Crystal da senin gibi çaylak sayılır. O yüzden ona güvenmeli, ama en ufak hatasında da  olası bir faciayı önlemek için hazırlıklı olmalısın.

-Tamamdır.

-Şimdi bana gelelim.

Elindeki tabancayı havaya kaldırmıştı. Tek gözünü kapatarak nişan aldıktan sonra az ilerde büyük bir taşın üzerinde duran çakıl taşını vurmuştu.

-Takımdaki “lider” o takımın saldırı gücüdür. Hızlı, güçlü ama bir o kadar da tehlikeye açıktır. Savaştaki taktiklerden, takımındaki görev paylaşımını ayarlamaktan sorumludur. Bizim amacımız karşı takımdaki herkesi “bayıltmak”tır. Bu şekilde savaşı kazanabiliriz.

-Bayıltmak derken?

-Yake, gözlerini kapattığında karşına bir ekran çıkıyor, değil mi?

-A… evet?

-Eğer görebiliyorsan, Crystal’ı sembolize eden bedene bak.

-Tamam…

-Şu an gerçek bir savaşta olsaydık, Crystal’ın bayılmasına tek bir kurşun kalmıştı. Kafa kısmı haricinde her yerini kırmızı renkte görüyor olmalısın. Yani…

-Kafasına yediği bir kurşun sonu oluyor demek.

-Evet. Savaşta bu durum yaşanırsa bir sonraki güne kadar bu dünyaya adım atamaz. Ama daha önemlisi, savaşın devamında bir kişi eksik olunur. Ve bunun olmaması için devreye sen giriyorsun.

-Ben?

Eliyle bilekliğimi göstermişti, yüzünde ekşimtrak bir ifade vardı ama bu ses tonuna yansımadı.

-Sen “destek” rolündesin Yake. Takımda gerektiğinde diğerlerinin yardımına koşacak, ekstra bir el olacaksın. Bu savaştan sonra, anladığım kadarıyla bilekliğinin herhangi bir saldırı yeteneği bulundurmuyor. Ve mermileri zar zor bloklayabildiğine göre de, onun asıl görevi kalkan olmak değil.

-O zaman geriye…

-Geriye “iyileştirme” kalıyor. Nasıl kullanacağını bilmediğimi söylemiştim. O yüzden kullanman gereken bir durum yaratmak yapabileceğim tek şeydi.

Gözlerini Crystal’a çevirmişti. Yerde, hareketsiz şekilde yatıyordu. Sadece gökyüzüne bakıyor, hiçbir şey söylemiyordu.

-Öncelikle, Crystal’ı uzaktan iyileştirmeyi dene. Bakalım yeteneklerinden birisi o muymuş.

Gözlerim ellerime doğru kaymıştı. Avuç içlerime bakıyor, öylece düşünüyordum.

Bu aleti neden yarattığım aklıma geliyordu. Onu gerektiğinde saldırı gerektiğinde ise defans olması için yaratmıştım. Bu yüzden sadece iyileştirme yeteneği olması hayal kırıklığıydı.

Eğer bunu da öğrenmezsem takımda hiçbir işe yaramayacaktım. Bu yüzden en azından bunda ustalaşmam, gerektiği zamanda kullanmam gerekiyordu.

Gözlerimi kapayıp sağ kolumu Crystal’a doğru tuttum. Aramızda yaklaşık 30 metre vardı. Önümdeki ekranda bütün bedeninin kırmızı da olduğunu görebiliyordum. Yere düşmesinden beri bir süre geçmesine rağmen vücudunun hiçbir kısmı sarıya dönmemişti. Galiba aşırı bir hasar alınca ve bayılma döşeğine gelince kendi kendini iyileştiremiyordu.

Ekranda silahın nasıl kullanıcağıyla ilgili hala bir şey göremiyordum. Nasıl gerçekleştireceğimden emin değildim.

Bir şeyler doğru gelmiyordu. Duruşum mu? Hayır. Crystal’a mı odaklanamıyorum? Emin eğilim… Gözlerim kapalı olsada 30 metre ötemde yerde yattığını hissedebiliyorum, ama onu iyileştirecek sözleri, hareketi bilmiyordum.

-Rayla.

-Efendim Yake?

Pozisyonumu bozup Rayla’ya seslendim. Kolumu aşağıya indirmiş, yüzüme ciddi bir ifade takınmıştım.

-Onu uzaktan iyileştiremem. Buna eminim.

-…

Elini çenesine koyup düşünmeye başlamıştı. Bir şey demese bile bunun sıkıntılı bir durum olduğunu anlamıştım.

Birkaç saniye yerimde durduktan sonra başka bir şey denemeye karar verdim. Demin durduğum pozisyonu tekrar alıp gözlerimi kapamıştım. Yavaş yavaş Crystal’a yaklaşmaya başladım.

Bir metre… İki metre… Beş metre…

Bir şey hissetmiyordum.

10 metre… 14 metre… 20 metre….

Crystal’ın orada olduğuna emindim. Ama bir şey hissedemiyordum.

Beni 100 km öteye atsalar, gene onları bulabilirdim.

Ama o kadardı.

22 metre… 23 metre… 25 metre…

Son adımımı attım.

Gözlerimi açıp, yumruk yaptığım elimi avcumu Crystal’ı gösterecek şekilde açtım.

Aramızda yaklaşık 4 metrelik bir mesafe vardı.

Ve bilekliğim parlıyordu.

Ne renk parladığını göremiyordum, sadece gözüm kapalıyken etrafından çıkan enerji dalgalarını hissediyordum.

Aynı şey Crystal için de geçerliydi. Bu karanlıkta kırmızı gözüken vücudunun etrafı yavaş yavaş sarıya dönmeye başlamıştı.

Bir anda, yeteneklerimin bilgisi aklıma… akmaya başlamıştı. Garip bir şekilde, şu an neler yapabileceğimi biliyordum. Kaç tane yeteneğimin olduğunu, hangisini ne mesafede ne nasıl gerçekleştirebileceğimi, kullandıktan sonra ne kadar süre beklemem gerektiğini, hepsini biliyordum.

Gözlerimi yavaşça açtım. İki kol mesafesi uzağımda duran Crystal’ın yerde yatan vücudu yeşil renkte parlıyordu.

Aynı şekilde, kolumdaki bileklik parlıyor ve çalıştığını gösterircesine titriyordu.

Kafamı Rayla’ya çevirmiştim. Yeteneğimi gördükten sonra yüzünde değişik bir ifade olmamıştı. Hala bir şey demeye çekiniyor gibiydi.

Bir dakikalık bir süreçte, Crystal’ın otomatik iyileştirmesiyle beraber savaş yaralarının hepsini temizlemiştim. O gökyüzüne bakmaya devam ediyor, Rayla gibi ağzından tek kelime çıkmıyordu.

Elimi uzattım. Yaptığım hareketi fark edince hafifçe sırıtmıştı.

-Kazandık değil mi?

-Hem de ezici bir galibiyetle…

Elimden destek alarak ayağa kalkmıştı. Rayla’yla yaptığımız konuşmayı duymuş muydu pek emin değildim. En azından yüzünde tebessüm olması içimi ısıtıyordu.

-Crystal, şu an nasıl hissediyorsun?

-Iıı, iyi?

-Merak ettiğim bir soru var, Rayla’dan mermi isabeti yediğinde canın çok acıyor mu?

-Hım… Acıdan ziyade, çok fazla isabet aldığımda vurduğu bölge deli gibi kaşınıyor ve hareketimi kısıtlıyor diyebilirim.

-O zaman Rayla’ya sana ateş etmesini istesem sıkıntı olmaz değil mi?

-Olmaz, sanırım…

Rayla isteğimi anlamış gibi duruyordu. Tabancasını çıkardıktan sonra Crystal’ın omzuna iki el ateş etmişti. Savaşta zarar görmüş zırhın küçük boşluklarından içeriye giren mermiler ekranımda gözüken kolunu tekrar sarıya çevirmişti.

Bu seferki yeteneğimi uzaktan kullanmaya çalışmak yerine doğrudan Crystal’ın dibine girerek gerçekleştirmiştim. Elimle yaralı kolunu tuttuğumda bileklik tekrar yeşil renkte parlamaya başlamış, ve kolundaki mermileri dışarı fırlamasını sağlayarak ekrandaki rengini yeşile çevirmişti.

-Rayla.. Galiba bu bilekliğin sırrını çözdüm.

-Dinliyorum?

-Öncelikle, ilk yeteneğimin adı “Kristalin Tınısı“. Kısa mesafeli bir iyileştirme. Hasar alan birinin bütün vücudunda eşit oranda iyileşme sağlıyor. Az önce, Crsytal’ı iyileştirmek için durduğum mesafe maksimum açabileceğim uzaklıktı.  İkinci yeteneğim, “Kristalin Çağrısı” ise size dokunmamı gerektiren daha kuvvetli bir iyileştirme. Savaşta bayılırsanız tekrar canlandırabilir miyim emin değilim ama ağır hasar almanız durumda hasar alan bölgeyi eski  haline getirebilirim.

Anlatmayı bitirdikten sonra Rayla’nın gözlerine baktım. Yüzü hala ifadesizdi, ve dinlerken aklı başka bir yerde gibi duruyordu. Acaba sadece iyileştirme yeteneklerim olduğundan mı üzülmüştü?

Eğer durum buysa haklıydı. Ona verdiğim sözden sonra bütün işi ikisine yıkıp onları sadece arkadan destekleyebilecek yeteneklere sahip olmuştum. Benim de istediğim  bu değildi… Ama bu durum bilekliği yaratıktan sonra hissettiğim tatmin olmuşluğu yalanlıyordu.

Rayla dikkatini tekrar toplayıp gözlerime bakmıştı. Her zaman yaptığı gibi, yüzüne sahte bir tebessüm takıp beyaz dişlerini gösteriyordu.

-Bu… Çok güzel bir haber. Stratejimizi senin iyileştirmene göre şekillendirebiliriz. Savaşları mümkün olduğunca uzatırsak rakiplerimiz güçsüz düşerken alt ederiz.

-Süper! Bana destek sağlarsan ölümsüz oluruz. Bizi geçemeyeceklerine göre Rayla onların işlerini arkadan bitirir.

-Ah, beğendiğinize sevindim.  Bu silahı yaratırken aklıma iyileştirmeyle ilgili bir şey gelmemişti, ama çok da fena sayılmaz herhalde…

 

Ben saçmalamaya devam ederken Rayla bir anda harekete geçmişti. Crystal’ın elini tutup beni sırtımdan iterken merkez üsse geri gidiyorduk.