-Aradan sadece bir gün geçti ve buna rağmen berbat savaşıyorsunuz.

-Ne?! Sen o mermileri ışık hızında yollarken ben ne yapıyım?!

-Kendi adına konuş Yakea. Eğer beni korumayı düşünecek olsaydın Rayla’ya darbe indirebilirdim!

-Ha? Daha gelen mermilerden kaçamıyorsun bile!

İkinci gün ayrı bir fiyaskoydu. Rayla bu savaşta saldırı hızını iyice arttırmış ve odağını Crystal’a çevirmişti. Ben bir şekilde mermilerin çoğundan kaçabiliyor olsamda Crystal’ın elindeki koca kılıç onu yavaşlatıyor ve kılıcıyla karşılayabildiği birkaç mermi haricinde çoğu bedenine saplanıyordu.

Rayla bu savaştan zevk alıyor gibiydi. Yüzündeki gülümseme mermilerinden ne kadar kıl payı kaçarsam o kadar büyüyordu.

Bilekliğimi hala nasıl kullanacağımı çözememiştim. Fark ettiğim tek şey gözlerimi kapattığımda Crystal’ın bedeninde nerelere mermi saplandığını ve ne kadar hasar aldığını biliyor olmamdı.

Amaçsızca düşünüyorken gelen başka bir mermi kolumu sıyırmıştı. Rayla’nın sonsuz (!) şarjör stoğundan birini daha çıkarttığını görünce bir plan yapmak için gözlerimi kapadım.

Yine, gördüğüm tek şey onların bedenleriydi. Crystal’ın omzu iyice kırmızı olmuş ve aşağıya kaymıştı. Rayla’nın bedeni hala yemyeşildi.  Gözümü kapattığım zaman karşıma çıkan ekranda mantığını anlayamadığım tek şey  sağ altta duran içi boş bir bardı.

Silahsız iyi bir plan yapamazdım. O yüzden Bu silahı yaratırken ne düşündüğümü hatırlamaya çalışıyordum. Hiçbir şey yapmıyor olması imkansızdı. Galiba…

 

Eninde sonunda bir görevi olmalıydı.

Kalkan olarak kullanmayı denediğimde mermiler bileklikten sekmiş ve koluma saplanmışlardı. Sadece mermileri engellemek için kullanılmayacağı aşikârdı.

Zaten saldırı yapıyor olsa da nasıl kullanacağımı bilmiyordum. İki günde 3 silah görmüştüm ve üçüde birbirinden farklıydı. Crystal orta çağda kullanılan çift elli bir kılıç taşırken Rayla’da günümüzde kullanılan  küçük bir Clock tabanca vardı. Bende ise bilim kurgu filmlerinden kaçıp gelmiş gibi duran, kolumu kaplayan bir bileklik vardı. Bu dünya geçmişi, geleceği ve şimdiki zamanı karıştırmakla kalmayıp hepsini dengeli bir şekilde tutmayı başarıyordu. Ben ise silahlar arasındaki dengeleri daha yeni yeni kavrıyordum.

Bir mermi daha göğsüme saplanmıştı. Hissettiğim küçük bir acıyla beraber birkaç saniye kıpırdayamamıştım. Daha hızlı düşünmezsem savaşın alehimize sonlanacağı apaçık duruyordu.

-Hah… Hah… Yakea, artık pes etmeliyiz.

Crystal nefes nefese kalmıştı. Kılıcını ayakta durmaya destek olsun diye toprağa sokmuş, vücudunun titremesini azaltmaya çalışıyordu. Gözümü aniden açıp kapadığımda Crystal’ın bacak kısmının kırmızı olduğunu farketmiştim.

Crystal aldığı onca darbeden sonra en baştaki hırsını kaybetmişti. Benim elimden de bir şey gelmediğinden pes etmek zorunda kalacaktık. Şu lanet olası bilekliğin ne işe yaradığını bulsam sorun kalmayacaktı ama hiçbir fikrim yoktu!

Rayla bir mermi daha ateşlemişti. Bu mermi doğruca Crystal’ın sakat bacağına gelecekti. Eğer çarparsa 2 ye 1 başlayan savaş 1 e 1 devam etmek zorunda kalacaktı.

Aklımdan bunlar geçerken tüylerim diken diken olmuştu. Ani bir refleksle Crystal’ın önüne atılmış ve mermiyi göğsümün ortasından yemiştim. Duyduğum acı diğerlerinden çok daha kuvvetliydi. Kısa mesafeden gelen mermi göğüs zırhımı delmişti.

-Yakea napıyorsun sen?!

Bu his bütün varlığıyla bedenimi sarsıyordu. Ellerim titriyor ve gözlerim sağa doğru kayıyordu. Başım dönüyordu, Rayla’nın enseme iğne sapladığı günkü gibiydi. Eğer ayakta durmayı başaramazsam bayılacaktım.

Ama aralarında önemli bir fark vardı.

Rayla aynı bölgemi hedef alacak şekilde iki mermi daha göndermişti. Önümü bile zor görüyorken… Ellerimi bile kontrol edemiyorken… Mermilerin nereye geleceğini tahmin edebiliyordum.

Bilekliğin ne işe yaradığı umrumda değildi. Ama kırılma pahasına karşın pes etmeye niyetim yoktu.

Gelen ilk mermiyi bilekliğin kenarına çarptırmayı başarmıştım. Bileklikten seken mermi bir metre uzağımdaki toprağa saplanmıştı. Diğer mermiyi ise bilekliğim tersiyle vurmayı becermiştim. Çarpma etkisi beni sarssa bile dengemi kaybetmemek için toprağa sıkı adımlarla basmış ve ani hareket edemeyecek kadar sağlam bir pozisyonda durmuştum.

Mermi Rayla’nın yanından sekerken Rayla kaşlarını kaldırmış bana bakıyordu.

-Ne oldu? Pes etmekten vaz mı geçtin Yake?

 

-Kuralları tekrar duymak istiyorum Rayla! Kazanmamız için sana bir kez dokunmam yeterli değil mi?

 

-Hahah! Evet evet. Dokunabilirsen istediğini dile benden!

-O zaman bilekliğimi nasıl kullanacağımı anlatacak mısın?

 

-Ooo. Şimdiye kadar kullanmıyor muydun yoksa?

 

-Sence de biraz fazla dalga geçmedin mi? Asıl amacını yeni anladım Rayla. Seni herhangi bir aletin yardımı olmadan alt etmemi istiyorsun değil mi? Senden daha güçlü olduğumu görmek istiyorsun..

–Hem evet hem hayır Yake.  Sadece bana dokunmanı istiyorum. Tabi mermi yağmurundan kurtulabilirsen. Fufufu…

 

–Gerçekten mi? Hahaha! Hahaha…

Karnımdaki acıyı Rayla’nın yaptığı berbat espiriler sayesinde unutmuştum. Kendimden geçmişçesine gülüyor ve düşünüyordum. Biraz zaman kazandıktan sonra konuşmaya devam etmiştim.

-O zaman dediğin gibi olsun Rayla. Hazır ol!

 

-Ahh. Şey… Yakea sen manyak mısın?!

Arkamda sesi çıkmayan Crystal bana manyakmışım gibi bakıyordu. Yüzünde “Ne ‘Hazır ol’u? Daha hareket edemiyoruz?!” gibi bir ifade vardı.

Yüzümde küçük bir tebessümle elimi Crystal’a uzattım.

-Bir planım var, sadece bana güven.

 


Gözlerimi açıp kapadığımda Crystal’ın bacaklarındaki kırmızılığın sarıya geri döndüğünü görmüştüm. Bu demek oluyordu ki  savaşta aldığımız yaralar zamanla geçebiliyordu.

Aynı zamanda, saçma bir şekilde de olsa gelen mermileri hareket etmezsem bilekliğime çarptırarak engelleyebiliyordum.

Geriye sadece Rayla’ya yaklaşması kalmıştı.

-Crystal ayakta durabilecek durumda mısın?

-Biraz daha iyi gibiyim. Ayakta durabilirim ama ne düşündüğünü hala anlamadım. Rayla’nın mermilerine nasıl karşı koymayı düşünüyorsun? Biraz önce bana gelen mermiyi karşıladığın için sana minnettarım ama bunu sürekli yapamazsın Yakea.

-Evet yapabilirim. Öncelikle senin hazır olmana ihtiyacım var. Ben mermileri engellerken arkamda istediğin kadar dinlen. Hazır olduğunu hissedince de işaret ver. O an kulağını sonuna kadar açıp vereceğim tek komutu dinle.
-Dediğin gibi olsun. Sana güveniyorum.
Cümlem bittiğinde Rayla’nın mermileri tekrardan gelmeye başlamıştı. Gelen kurşunları bilekliğimle sektirirken planı nasıl gerçekleştireceğimi düşünüyordum.

Rayla’yla aramızdaki mesafe yaklaşık… 30 metre olmalıydı. Elindeki küçük tabancayla o mesafeden bile tam 12’den mermi yollayabiliyordu. Ama, bende tam olarak attığı yeri büyük oranda bilebiliyordum. Bu bir özellik miydi, yoksa refleks olarak mı gerçekleşiyordu emin değildim. Aynı zamanda Crystal’ın mermileri engelleyemediğini de rahat olarak söyleyebilirdim. Yine de Crystal’a benden kat kat daha fazla mermi isabet etmiş ve de ayakta durabilmişti.

Rayla’ya yaklaşmamız gerekiyordu. Ne Crystal ne de ben uzaktan vuran bir silaha sahiptik. Ama yaklaşmak neredeyse imkansızdı. Özellikle yerimde sabit değilsem yolladığı mermilerden birkaçını kesin vücuduma saplanmış halde buluyordum.

Elimdeki A planı çok basitti. Eğer dağılıp farklı açılardan saldırırsak, ikimizi birden aynı anda hedef alamazdı.

Mermileri engellerken bir süre daha Crystal’ın dinlenmesini bekledim. Ekrandan ayaklarının yeşil olduğunu gördüğümde de planımı harekete geçirdim.

-Crystal şimdi! Rayla’ya sağ kanattan saldır!

-Oldu bil!

Onu korumayı bıraktığım anda sol kanattan Rayla’ya doğru koşmaya başlamıştım. Bu taktiğe nasıl cevap vereceğini merak ediyordum.

???

Rayla tabancasını indirmişti. Saldırmayı bırakıp yemyeşil açık arazide arkasına bakmış ve bizi umursamadan koşmaya başlamıştı.

İkimizde Rayla’nın bu cevabına şaşırmış ve heveslenerek takip etmeye devam etmiştik.

Eğer bizden kaçmaya devam ederse eninde sonunda onu yakalardık. Sonuçta ikimize birden saldıramazdı.

Bu savaşı kazanabilirdik.