-Bütün bunlar… Rüya mıydı?

Gözlerim bir anda açılmıştı. Güneşin aydınlattığı beyaz tavana gözlerimi kırpmadan bakıyordum.

Nerede olduğumu,  o an ne yaptığımı idrak etmeye çalışıyordum.

Dün gece, gözlerimi kapamıştım. Sonrasında ise kendimi…

Alterion’da, Rayla’nın karşısında bulmuştum.

Orada öğrendiklerimden sonra ise…

Geri dönmuş ve kendimi yatakta bulmuştum.

-Ne?

Başım ağrıyordu. Kafamı kaşırken düşünüyordum.

Bu durumun sadece iki açıklaması olabilirdi:

Ya gördüğüm her şey zihnimin bana oynadığı bir oyundu ve Karin’e olanlardan sonra kafayı yemiştim.

Ya da Rayla’nın dediği her şey kelimesi kelimesine doğruydu.

Ve, bunu anlamanın tek bir yolu vardı.

Yataktan zıplarcasına ayağa kalktım. Sandalyenin üzerine attığım okul üniformamı giyerken annemi uyandırmamak mümkün olduğunca ses çıkarmamaya çalışıyordum.

Kapıyı yakalanmadan kapatmamla beraber, okula doğru koşuyordum.

Aklımdan geçen tek şey Rayla’ydı.

O kimdi? O neydi?

O gerçek miydi?

Arabayla on dakikada gelebileceğim yolda düşünmeden koşmuştum ve bu yarım saatimin gitmesine neden olmuştu. Çok erken yola koyulduğum için okula vardığımda çok kalabalık değildi. Sınıfa vardığımında ise nefes nefeseydim.

Öksürerek etrafa bakıyordum.  Öğrenci sıraları ikişer ikişer birleştirilmiş ve en arka duvara kadar dörder dörder dizilmişlerdi.  Öğretmen masası ve, beyaz tahta ise her zamanki yerinde duruyordu.

Tek fark… Camın önünde, en önde oturan bir kızdı. Sınıfta bu kadar erken kimse gelmemiş olmasına karşın  o, ince dirseğini sıraya koymuş, avuç içini çeenesine dayamış şekilde dışarıya bakıyordu.

Ne düşündüğünü anlamak kolay bir iş değildi. Ama ben, galiba biliyordum.

Kendi kendime yarattığım hengameyi duymuş ve yüzünü bana çevirmişti.  

O tamamen gerçekti. Yemyeşil gözleri kalbimi delip geçerken bunu daha fazla sorgulamak anlamsızdı.

Tam karşımda, takım arkadaşım, kaptanım duruyordu.

Yüzünde sıkılmış gibi bir ifade vardı. Okula benden bile erken gelmiş, camdan dışarı bakarken düşüncelere dalıp gitmiş olmalıydı. Beni gördüğü anda önce şaşırmış sonram hemen azarlamaya başlamıştı.

-Geç kaldın Yake!

-Hahaha!

Onu böyle görünce kahkahayı basmıştım.  Aslında komik olduğundan değil yaşanılan her şeyin gerçek olduğuna gülüyordum.

-Hey! Neye gülüyorsun?!

-Sen, şimdi gerçekten de bizim sınıfta mısın?

-Sen evde depresif bir şekilde ağlarken transfer oldum hatırlamıyor musun?

-Söylemiş olabilirsin…

-Neyse, asıl konuya girelim. Bugün turnuva kuralları ve içeriği belli olucak. O yüzden gece Alter’e girdiğin anda yanıma gel. Önce sana rollerin ne olduğunu anlatmalıyım.

-Tamam.. da.. Bunu söylemek için neden bu kadar erken geldin?

-Aslında hayır. İlk günden sonra gördüklerini rüya sanma ihtimalin vardı. Yaşanılanların rüya olmadığını söylemek için burdaydım, ki tahmin ettiğim gibi koşturarak gelmişsin.

-Evet birazcık öyle oldu.

-Aynı zamanda büyük bir problemle karşı karşıyayız. İlk günden seni bunlarla boğmak istemezdim ama beni iyi dinlemen gerek.

-Problem mi? Ne gibi?

-Okul vakti benimle zorunlu olmadıkça konuşmanı istemiyorum. En azından birbirimizi bildiğimizi saklayacak şekilde davranmalısın.

-Öyle planlıyordum. Ama… neden böyle bir şeyi gizli tutulduğuna pek anlam veremedim.

-Yakea. Merakını anlıyorum ama bu konuda sadece bir kez konuşacağım. Pusula Turnuvası’ndahalktan sır gibi saklanan bir teknoloji kullanılıyor. Düşünsene, insanlar 24 saatin ortalama 8 saatini uyuyarak geçiriyor. Yani bir yılda tam 122 gün. Ama sen bu süreyi bilinçli bir halde, başka bir dünyada geçiriyorsun. Bir bakıma bir seneyi diğer herkesten daha uzun süre yaşamış oluyorsun. Eğer bu teknoloji açığa çıkarsa insanların elde etmek için yapmadığı şey kalmaz.

-Evet, haklısın ama ikimizin konuştuklarını diğerleri anlam getiremez ki. Bilgisayar oyunu bile sanabilirler.

-Tek sıkıntı onlar değil Yake. Normalde pek rastlanılmayan bir olayla karşı karşıyayız.

Rayla ayağa kalktı. Yüzündeki ifade yerini ciddi bakışlara bırakmıştı. Bana doğru yürürken anlattıklarından daha kötü bir şey olduğunu seziyordum.

Ses tonu düşmüştü. Söylediklerini başkasının duymasını istemiyor gibiydi.

-Şu an, bu okulda bir lider daha okuyor. Kim olduğu hakkında ise bir fikrim yok.

-Nasıl?! Bu mümkün mü?

-Bu bölgeden üç tane lider seçildiğini biliyordum. Ama diğerinin bu okulda olabileceği aklımdan geçmemişti. Sıkıntı şu ki, eğer bu lider bizim kim olduğumuz öğrenirse ve niyeti kötüyse, yolundan çekilmemiz için her şeyi yapabilir.

-Neden böyle bir şey istesin ki? Ah… Kazanmak için insanların yapamayacağı şey yok değil mi… Sonuçta bu turnuvadaki herkes kendi isteği için savaşıyor.

-Dediğin gibi. Özellikle, hiç savaşmadan rakibini elimine edersen işini kolaylaştırırsın.

-Peki bunu nasıl engelleyebilir ki? Sonuçta uyuduğun anda Alter’e girebiliyorsan… Dışarıdan dünyaya girmeyi engellemenin tek yolu…

-O kişiyi öldürmek…

-Peki bu kadar ileri gidebilirler mi?

Rayla, gözlerini gözlerime dikmişti. İfadesiz şekilde konuşmaya devam ediyordu.

-Sen, dileğin için bana ait olmadın mı? Sana hayatını tehlikeye sokacağımı söylememe rağmen?

-…

-O yüzden, her şey mümkün. Gereksiz yere tehlikeye giremeyiz.

Dediklerinden sonra sıkıntıyı anlamıştım. Yinede içimde garip bir his vardı. Bu şeyin aslında olmaması gerekirdi.

-Rayla. Peki sen liderin bu okulda oldugunu  nasıl öğrendin?

Sordugum soruya şaşırmış görünmüyordu.  Onda bir güvensizlik hissi yaratmak istrmiyordum ama… Bu küçük ayrıntılar kafamı çok karıştırıyordu.

Sanki.. Sanki Rayla çok fazla şey biliyordu.

Cevap verirken yüzü ifadesizdi. Kelimeleri tane tane söylüyor ve söylerken gözlerimin içine bakıyordu.

-Tanımanı hiç istemediğim birisi tarafından uyarıldım. Sadece ben değil, bu kişi diğer lidere de okulda başka bir lider olduğunu söylemiş. Doğrudan kim olduğumu söylediğini sanmıyorum ama bu okula transfer öğrenci olarak geldiğim için göz önündeyim.

-Ne? Eğer ikinizi de uyarmasa haberiniz bile olmazdı. Neden böyle bir şey yaptı ki?

-O yaratıktan mantık mı bekliyorsun?

Ağzım açık şekilde kaldıktan sonra sınıf yavaş yavaş dolmaya başlamıştı. Bunu fark edince Rayla bana göz kırpmış ve devamında tek kelime bile demeden yerine oturmuştu.