-Yok artık! Bu gerçekten Yakea mı?!

-Şimdi yeterince ışık alan bir yerde olduğumuza göre aynada kendine bakabilirsin.

Kim gerçekten Yakea’mı? Rayla ne yaptın bana?!

Rayla beni köşedeki kırık boy aynasının önüne itelerken Crystal’da ağzı açık şekilde bana bakıyordu.

Eğer beni kesmeye biraz daha devam ederlerse kıpkırmızı kesilecektim.

Rayla önce bacağımı masaya, sonra sandalyeye ve son olarak kafamı lambaya çarptırmasıyla ellerini gözlerimden çekmişti.

Bu dünyada kendime “ilk kez” bakıyordum.

Bu ben miydim?

Normal halinden daha açık tonlu kahverengi saçım kaşlarımın üzerine düşmüştü. Giydiğim simsiyah zırh yerini Rayla ve Crystal’ınkine benzer gümüş renkte bir orta çağ şövalye zırhına bırakmıştı. Bileklikteki mavi çizgiler çok da kalın gözükmeyen bu zırha boydan boya uzayan ve belli yerlerde kıvrılan hatlar şeklinde geçmişti. Burnum ve dudağımda bir farklılık yokken gözlerim sonuna kadar açık şekilde başka bir şeyi algılamaya çalışıyordum.

Gözlerim “kırmızı” renkteydi!? Normalde siyah olması gerekirken bir lens takmışım gibi göz rengim değişmişti.

Yok vazgeçtim. Bu dünyanın limitlerini de, mantığını da anlamam mümkün değildi.

-Bu dünyada yarattığın silah senin iç dünyanı yansıtır Yake. Bunu yaparken de saklayamayacağın bir organı, gözlerini kullanır. Şu an aynaya bakarken kendi kendine “neden kırmızı?” diyorsundur. Kırmızı iç dünyanın dengesiz olduğunu gösterir. Bu verdiğin kararlarda kesinliğini, emirlere uymanda sıkıntı çekeceğini belli eder. Eğer takıma uyum sağlamak istiyorsan o şekli bozuk ruh halini kontrol altında tutmalısın.

Parlayan kırmızı gözlerim demek dengesizliğime işaretti. Daha dengesiz ne yapmış olabilirim ki bu kolumdaki alet bana dengesiz diyebiliyordu?! Eğer arkamda kızlar olmasa aletle kavga edebilirdim.

Yine de bu konu ciddiydi. Eğer alet beni uyarıyorsa bu konuda Rayla’da en ufak bir şüphe bırakmamalıydım.

Yüzümdeki şaşkınlık ifadesini ciddi bir ifadeye bırakarak kafamı Rayla’ya çevirmiştim.

Beni yeşil gözleriyle delercesine bakan Rayla’ya diybileceğim sadece bir söz vardı.

-Ne iç dünyam ne de kafama giren herhangi bir düşünce, beni tereddüte sokabilir. Sana ettiğim yemini unutmadım ve asla da unutmayacağım.

-Ne?! Yemin mi? Ay ne kadar romantik!

Ciddiyetimi, samimiyetimi, elimde o an Rayla’nın bana güvenmesini sağlayacak her şeyi solumdaki akıl yaşı tek basamakla ölçülebilen kız yok etmişti. Ona attığım öldürücü bakıştan sonra ise Rayla kahkahayla gülmeye başlamıştı.

-Hahaha!

Beni irrite etmeye yetecek kadar güldükten sonra ise, gözlerinin ıslaklığını elinin tersiyle silmiş ve kapıyı göstermişti.

-Hadi takım! Büyük bir turnuva bizleri bekliyor!


-Beni daha ne kadar zorlayacaksın?!

-Daha yeni başladık Yake!

Nefes nefese kalmıştım. Rayla kendisinin tabiriyle antrenmana benim deyimimle işkenceye başladığımız andan itibaren kafama durmadan mermi yağdırıyordu. Elindeki küçük tabancayı taramalı tüfek gibi ateşliyor ve nefes almam için bir saniyeye bile izin vermiyordu.

Yarattığım bilekliğin nasıl kullanılacağı hakkında bir fikrim olmadığından Rayla bu yöntemin en hızlı şekilde becerilerimi keşfedebilmeme yarayacağını söylemişti. Karşılıklı dövüşerek hem limitlerimi fark etmemi sağlayacaktı, hem de strateji geliştirirken bana göre şekillendirecekti. Hatta Crystal’ı da benimle aynı takıma sokarak bizimle ikiye bir şekilde savaşıyordu.

İkiye bir savaşmamıza rağmen sonuç tam bir hüsrandı. Rayla’nın güçlü olduğunu biliyordum ama bu kadar güçlü olabileceğini de tahmin etmemiştim. Sadece… Sadece elindeki bir tabancayla canımıza okuyordu. Daha önce sanal olarak hiç savaşmamıştım. Sadece bilgisayarda bazen internetten arkadaşlarımla savaş içerikli oyunlar oynuyordum. Tekniği bir kenera bırakırsak vücudum çok da yapılı sayılmazdı.

Bu dünyada savaşmak çok farklıydı. Kendimi normalden 3 kat daha hızlı ve dikkatli hissediyordum. Ayaklarım yerle ilişkisini kestiği anda birkaç saniye içinde metrelerce mesafe katedebiliyor ve bunu yaparken neredeyse hiç yorulmuyordum. Yer çekimi normalden biraz daha az olmalıydı. Mesela eğer dünyada 1 metre havaya zıplayabiliyorsan, burada yaklaşık bir buçuk metre zıplayabilirdin. Onun haricinde görüşüm netleşmiş, refleks olarak yaptığım hareketler daha da baskınlaşmıştı. Rayla’nın ateşlediği mermileri namlusundan çıktığı anda görebiliyordum.

Ama bu durum o mermilerden 5 tanesinin isabet etmesine engel olamamıştı. Herhalde en önemli farklılık da buradaydı. Ikisi koluma biri bacağıma ve teki karnıma isabet etmişti. Ilk isabet eden mermide panik yapmış ama sonra canımın bile çok az yandığını farketmiştim. Rayla mermiyle olan imtihanımı gördükten sonra şunları söylemişti:

-Alterion’da silahlar ilkel ya da fütüristik olabileceği gibi verdikleri hasarlar da dengelidir. Ve gördüğün gibi, sadece bir mermiyle ya da kılıç darbesiyle birini yenemezsin. Yaptığın vuruşlar ne kadar ölümcül olursa olsun, burada birini öldürmek imkansızdır. Eğer rakibini bayıltacak kadar hasar verebilirsen savaşı kazanmış sayılırsın.

Dediği son cümleden sonra yüzünde ekşimiş bir ifade vardı. Sanki bunları anlatmayı isemiyor gibiydi.

Yine de dedikleri doğru olmalıydı. Kendimi savaşa başladığımız hale göre daha yorgun hissediyordum. Şu ana kadar bilekliğimin bir işe yaramaması da uğradığımız hüsrana tuz biber ekiyordu.

Rayla soluklanmamızı bekledikten sonra tekrar şarjör değiştirmişti. Bu antrenmandaki herhalde otuzuncu şarjörü falandı. Onu geçtim, değiştirme hızı bile insancıl değildi. Crystal üzerine gelen mermilerden bir şekilde kurtulduktan sonra Rayla’nın dibine kadar girmeyi başarmış ve mermisinin bittiğine güvenerek kılıcını Rayla’nın gövdesine sallamıştı. Ama o kemerinden bataryayı çıkarmasıyla tabancasına takması bir olmuş ve Crystal’ı delik deşik etmişti.

-Bugünlük bitirmenin vakti geldi. Yarın çalışmaya devam ederiz.

Crystal’la ben nefesimizi toplamaya çalışırken Rayla antrenmanı bitirdiğimizi söylemişti. Sakin bir şekilde yanımıza geldikten sonra elini omzuma koymuş konuşmaya devam ediyordu.

-Bugünkü amacım sizlere turnuvanın yapısını göstermekti. Yani, becerilerini daha görmediğin için endişelenmene gerek yok. Hala anlatmadığım kurallar var.

-Öyleyse görüşürüz.

-Bay bay Crystal.

-Aa… Şey… Acaba nasıl geri dönüyoruz?

Rayla çok salakça bir soru sormuşum gibi yüzüme ifadesiz şekilde bakıyordu. Ben ise her zamanki gibi yine nasıl dalga geçeceğini anlamaya çalışıyordum.

O sırada ise Crystal devasa kılıcını kınından çıkarmış ve sivri ucunu toprağa saplamıştı. “Geri dön!” diye bağırmasıyla beraber bütün vücudu kırmızı ve turuncu renkte kristallere ayrılarak ortadan kaybolmuştu. Rayla ise benim Crystal’ın gidişini izledigimi görmüş ve o sırada dalga geçmekten vazgeçip her zamanki gülümsemesini takınmıştı.

-Eh, artık gördüğüne göre açıklamama gerek kalmadı. Yapman gereken tek şey bilekliğin takılı olduğu kolunla yeri göstermen, “Geri dön!” dediğinde otomatik olarak ayrılırsın.

Rayla konuşurken gözlerini kaçırıyordu. Bilekliğimi süzdüğünü bilsem bile hâlâ nedenini anlayamıyordum.

Bugünkü hüsrandan sonra ne kadar kullanışlı olacağını sorgulasam da… Derinlerde, Rayla’ya ulaşamadığım o yerde başka bir neden yatıyor olmalıydı.

Süzmeyi kestikten sonra ani bir atakla boynuma sarılmıştı. Bu tarz bir saldırıyı beklemediğimden engelleyememiştim.

Zaten, o mutlu oldukça nasıl davrandığı sıkıntı olmazdı.

Sarılmasına karşılık vermiştim. Omzuna kafamı koyarak ufka doğru bakıyordum. Kırmızı bir güneş aklımdaki düşüncelerle beraber batıyordu…

-Teşekkür ederim Yake. Benim takımımda oldugun için, beni seçtiğin için teşekkür ederim.

Onca şeyden sonra ses tonunu ilk kez bu kadar yumuşak duyuyordum. Sesi kalbimin derinliklerine işlerken o konuşmaya devam ediyordu.

-Biraz geç oldu ama… Alterion’a tekrar hoş geldin.

-Ahaha. Tekrar hoş bulduk Rayla. Yarın okulda görüşürüz.

-Evet… Görüşürüz.

Rayla sarılmayı birakip birkaç adım geri çekildikten sonra elimi yere doğru tutmuştum. Geri dön komutunu verdikten sonra ise vücudumun mavi kristallere ayrılışını izliyordum.

Böylece bu dunyadaki ilk günümü tamamlanmıştım.