Hayal etmek… Ne hayal edebilirdim ki… Nasıl bir silah bana uygun olabilirdi ki?
Gözlerimi kapattığımda kolumda biriken enerjiyi az da olsa hissedebiliyordum. Sadece o da değil, eğer yanılmıyorsam…

Önümde, sol üst köşede, adımı oluşturan harfler belirmeye başlamıştı. Karanlığın içinde, sol alt tarafta ise haritaya benzer bir şey görüyordum. Yok… Haritadan ziyade bir pusulaya benziyordu bu şekil. Ne olduğunu anlamaya çalışmak için gözlerimi hareket ettirdiğimde başka bir elin göz kapaklarımı açmama engel olduğunu fark ettim.

-Yake! Sakın açma! Gözlerini kapattığında gördüğün şey senin kullanıcı arayüzün. O yavaşça oluşmaya başlarken sen silahını düşünmeye devam et.

Küçük bir irkilmeyle kafamı onaylarcasına eğmiştim. Düşünürken, arkamda ayak sesleri, ve sonrasında kapının kapanma sesini duydum. Bu sırada elim gitgide karıncalanmaya başlamış ve sonunda tamamen konsantre olabilmiştim.
İstediğim şey neydi?

Bir silah..

Kılıç mı?

Hayır..

Tabanca? Tüfek?

Silahların bir sınırı var mıydı?

Emin değildim.

Peki illa bir silah mı olması gerekiyordu?

Bir kalkan nasıl dururdu?

Ya da güçlendirici bir zırh..

.. Bilmiyorum.

Buradaki amacım neydi? Savaşma amacım neydi?

Karin’i yaşatmak… Bu turnuvayı kazanıp onun kurtulmasını dilemek..

Peki tek isteğim bu muydu?

-Hayır…

Birisi kulağıma fısıldıyordu. Belki de kendi kendime konuşuyordum… Şu an emin değildim.

Birini hayatı pahasına korumak…

Zaferde kılıcı..

Hüsranda kalkanı..

Gök yerle bütünleşse..

Dünyanın içi dışına çıksa..

Onu yalnız bırakmamak.     

Çünkü o….

Çünkü o’na bir söz verdim.

Ağlamak istiyordum.

Ama mutsuz olduğumdan değil.

Sadece… Sadece

Ben, ben ‘boş hissediyordum’.

Kolum acımaya başlamıştı. Dikkatim hissettiklerime kaydığından silaha iyice konsantre olamamıştım.

Ama, artık silahın ne olacağına emindim.

Bir bileklik…

Kendi kendime bu sözü mırıldanmıştım. Ben, bir kılıç istemiyordum. Eğer kılıcım olursa Rayla’yı sadece kılıçla koruyamazdım. Ya da bir kalkan istemiyordum. Bu sefer Rayla’yı korusam bile onu zafere taşıyamazdım.

En iyisi..

En mükemmeli…

Bir bileklikti.

Gerektiğinde saldırı, gerektiğinde savunma yapabileceğim…

Bütün savaşlarda ayakta durmamı sağlayacak bir bileklik lazımdı bana.

Sağ kolumu tamamen kaplayacak, teknolojik bir bileklik.

Eğer bu dünyanın bir limiti yoksa…

Eğer bu turnuva dilekleri gerçekleştirebiliyorsa..

Kesinlikle, bana gereken tek silah bir bileklikti.

*******************************************************************************

Kolumda bir şeylerin oluştuğunu hissediyordum. Karıncalanma devam ediyordu ama bu seferki karıncalanma sanki düşük voltajda elektrik çarpmasını andırıyordu.

Oluşan şey dirseğimden bileğime kadar bütün kolumu kaplamıştı. Hafif ve rahat hissettiriyordu.

Diğer bir taraftan ise, gözlerim yanmaya başlamıştı. Ovuşturmaya mümkün olduğunca çekiniyor ve karanlıkta beliren yeni öğelere bakıyordum.

Sol üstte platin renginde ve latin harfleriyle ismim yazıyordu.” Yake’a ” parlarken, sol altta altın renkli bir pusula, ve bu pusulanın iki ibresinde ok kısımları yerine sırasıyla R ve C harfleri vardı.   Herhalde takım arkadaşlarımı bulmak için kullanacaktım. Sağ altta boş metal renkli bir barın üstünde sadece soru işaretleri vardı.

Ekranın tam ortasında ise ekranda şişko bir çöp adama benzettiğim bedenden üç adet bulunuyordu. Bu üç beden ekranın tam ortasında ters bir üçgen oluşturacak şekilde dizilmişlerdi. Üstte iki ve alt tarafta bir kişi olacak şekilde… Hepsinin altında ise bir isim yazıyordu. Sol üst tarafa yakın olan benim bedenim olmalıydı. Orta alt tarafta ve sağ üstte sırasıyla Rayla’nın ve Crystal’ın isimleri vardı.

Karanlığa ve karanlıkta çıkan şekillere bakmaya devam ederken bir gürültü duymuştum.

-Ne? Bu…

Tanıdık bir sesti…

Uzun süredir duymuş olduğum bir ses değildi belki,

Ama bu son günlerde en çok duyduğum sesti.

-Rayla?

*******************************************************************************

Gözlerimi açtığımda, Rayla’yı ilk kez korkunç bir halde görüyordum. Normalde güleryüzlü ve enerjik olan altın saçlı kızın yerini hortlak görmüş küçük bir kız almıştı. Gözünü bileğime kitlemiş, yüzü ise bembeyaz olmuştu.

Benim de gözüm bileğimi kaymış ve neyden korktuğunu anlamak için incelemeye başlamıştım.

Kolumu tamamen saran, bu masmavi şeyin üzeri elektrik devreleriyle doluydu. Ortasında küçücük siyah beyaz bir ekran ve onu ince siyah çizgiler halinde bilekliğe bağlayan demirler vardı. Mavi rengin üstünü siyah ve beyaz çizgiler paralel olarak ve simetrik bir uyumla takip ediyordu.

Tek kelimeyle, görünüş açısından büyüleyici bir havası vardı.

Elimle yüzüme dokunmuştum. Dişlerim birbirine kenetlenmişti, gamzelerimi ise elimle hissedebiliyordum.

Yani? İstemsiz şekilde gülüyordum…

Belki de Rayla’yı korkutan şey buydu.

Fark etmeden değişiyor olmam. Ya da değişecek olmam.

Buna şu an karar veremezdim. Ama kesin olarak bildiğim bir şey varsa oda Rayla’ya ettiğim yemini asla bozmayacağımdı.

-Tebrik ederim Yake. Bir bileklik yaratmayı başardın. Yaptığın silah türünde tek olmasa bile bu dünyada ender bir silah olduğu gerçek. Neden bazuka istemedin ki?! Her şeyi patlatmak daha kolay olurdu.

Rayla’nın yeteneklerinden birisi ise duygularını anında gizleyebilmesiydi. İki saniye önce şaşırmış ve korkmuş şekilde bakan Rayla’nın yerini tekrardan sinir bozan ama güvenilir Rayla almıştı.

Bu özelliğinden hem nefret ediyor hem de saygı duyuyordum. Eğer o istemiyorsa yüzündeki o endişe ifadesinin ne olduğunu sormayacaktım. Zaten çoğu şeyin cevabını zaman geldikçe veriyordu.

-Hadi ama. Şu yüzündeki aptal gülümsemeyi keste ilk antrenmanımızı yapalım. Zaten sayılı günlerimiz kaldı, en azından ne kadar işe yarayacağını öğrenmeliyiz.

Rayla ona aptal aptal baktığımı fark etmiş olacak ki konuşmasına devam ederek beni zorla dışarı çıkarttı. Kapıyı sert şekilde kapattıktan sonra elleriyle gözlerimi tekrar kapatmıştı.

-Yok! Kendi kendine sürpriz yapmalısın. Ben diyene kadar gözlerini açmak yok!

-Sürpriz derken?

Sırtımdan itmesiyle beraber zemin kata çıkmıştık.