Merkezin dışarıdaki görünüşüne nazaran, içerisi kesinlikle daha gösterişliydi. Girdiğim anda beni kocaman bir salon ve ortada orta çağdan kalma kocaman 12 kişilik bir dikdörtgen masa karşılamıştı. Bu eski tahta masanın üzerinde zırhlar, tahta kılıçlar ve parşömenler saçılıydı. Üst kata çıkan bir merdiven salonun sonunda duruyordu ve duvarlarda dekor amacıyla asılmış birkaç resim ile salonu aydınlatmak için onlarca mum, demir mumluklarıyla beraber montelenmişti.

Aşağı kata inen döner merdiven odanın loş bir köşesinde gözüküyordu. Onun haricinde minyatür kale gerçekten de sadece koca bir salon ve dar birkaç kattan oluşuyor olmalıydı.

-Ooo. Demek tanıştınız!

Masanın ucunda, en başta fark etmediğim birisi duruyordu. Yüzünde kocaman bir gülümseme olan altın saçlı bu kız Rayla’dan başkası değildi.

-Rayla?! Neden burdasın? Hani toplantıya gitmiştin?

Crystal yüzündeki şaşkınlıkla kekeleyerek konuşmaya başlamıştı.

-Burada olduğunu sana söylemiştim.

-Sen sus!

Bu büyük kılıç tekrar boğazımı gösteriyordu. Artık sıkılmış bir şekilde Rayla’ya bakıyor ve eğlencesinin bitmesini diliyordum. İçimden attığım çığlıkları duymuş olacak ki, Rayla ayağa kalkmıştı.

-Crystal, sakin olabilirsin. Şu an öldürmek üzere olduğun kişi Yakea, senin takım arkadaşın.

Crystal kılıcını yere indirmiş, Rayla’ya ağlamaklı şekilde bakmaya başlamıştı. Elindeki kılıç ne kadar büyükse kendisi de o kadar çocuktu. Rayla, Crystal ağlamaya başlamadan konuşmaya devam etmişti.

-Sizin bensiz şekilde karşılaşmanızı ve böylece birbirinizi daha hızlı tanımanızı istedim. Toplantı

derken sana küçücük bir yalan söylemiş olabilirim. Özür dilerim.

Crystal dediğinden pişmanmış gibi kafasını sallıyordu.
-Ah. Lütfen, özür dilemene gerek yok. Asıl ben özür dilerim. Senin davranışlarını sorguladım. Tabi ki önemli bir nedenin vardı, değil mi?

Ne??? Aralarında nasıl bir ilişki vardı da her şeyden sonra bu kadar rahat konuşabiliyorlardı?! Sanki kardeş gibilerdi. Belki de kardeştiler?!

Saçma şeyler düşünsemde yüzümde bir tebessüm oluşmuştu. İkisinin bu kadar iyi anlaşabilmesi içimi ısıtıyordu.

Konuşmaları bittikten sonra ise Rayla yanımıza gelmiş ve üstümdeki kıyafete yakından bakmaya başlamıştı.

-Tahmin ettiğim gibi, üzerine tam oturmuş.

-Bunu nerden buldun ki?

-Ben liderim, unuttun mu Yake?

-Hay hay. Mesaj alınmıştır başka soru yok.

Rayla ile konuşurken sağ omzuma birini dokunduğunu hissetmiştim. Crystal Rayla’nın beni süzmesini beklemiş, önüne bakıyordu. Benimle konuşmak istiyor olmalıydı. Kafamı ona çevirdiğimde yüzündeki kızarıklığı görmüş ve gülümsemeyle karşılık vermiştim.

-Ben Crystal. Tanıştığıma memnun oldum.

Sıkmam için elini uzatmıştı. Elini sıkarken ben de kendimi ikinci kez tanıtıyordum.

-Ben Yakea. Ben de memnum oldum. Umarım bunda sonra iyi geçiniriz.

-Daha kaç kez tanışacaksınız Yake! Hadi aşağı gel, silahını yaratalım!

Sorumu Rayla araya girerek cevaplamıştı. Tanışma faslını bitirdikten sonra Rayla’yı takip ederek aşağı kata inmiştim.

-Vay canına! Bodrum katı olduğunu bilmiyordum.

-Bilmediğin daha çok şey var…

-Ne dedin?

-Diyorum ki…

-Haha! Bu odaya uzun süredir gelmemiştik değil mi Rayla?

Arada geçen garip konuşmadan sonra zemin kattaki büyük salona nazaran çok daha dar bir koridorda yürüyorduk. Odanın kapısını Rayla elektronik bir şifreleme sistemine parolayı yazarak açmıştı. Gördüğüm manzara karşısında ağzım tekrar açık kaldı.

Bu küçük odadaki her aletin bir elektronik sisteme bağlantısı olmalıydı. Küçük bir jeneratör odanın köşesinde sürekli çalışırken floresan bir lamba bir girdiğimizde açılmıştı. Tam karşı duvarda üç büyük ekran ve önünde rahat bir koltuk vardı. Koltuğun önünde küçük bir sehpa ve üzerinde boş not defterleriyle tükenmez kalemler vardı.

Yukarıdaki orta çağ manzarası ile buranın şekli sanki bir anda zaman yolculuğuna çıkmışız ve geleceğe gelmişiz hissini veriyordu. Beklentilerimin yeterince yüksek olmasına rağmen, bu oda bu dünyanın içinde başka bir dünyaydı ve benim bile ağzımı açık bırakmıştı.

-Kontrol odasına hoş geldin! Bu odada genelde turnuva zamanı takılırız. Eski maçlarımızı izlemek ve turnuva boyu bilgi almak için tam karşındaki ekranları kullanacağız. Aynı zamanda yarınki ilk antrenmanımıza başlamadan önce sana silahını ve kıyafetlerinin tamamlanmış halini burada yaratacağız.

Rayla’yı dinlerken bir yandan odayı geziyordum. Gözüm yerdeki kırık bir lambaya takılmıştı. Lambanın ucundaki fiş çalışması için elektrik devrelerine bağlanması gerektiğini gösteriyordu. Lambayı elime alıp incelemeye başladığımda ilginç birkaç şey fark etmiştim. Biri tepesinde biri tabanında olan iki ucu titanyumdandı. Nasıl çalıştığını merak ediyordum ama Rayla’ya döndüğümde merakım başka bir şeye dönmüştü.

Rayla gözleri sonuna kadar açık ve şaşırmış bir şekilde beni ve elimi izliyordu. Konuşmayı çoktan kesmişti.

Bana öyle bakınca bir anda şaşırmış ve kötü bir şey yapmışım gibi lambayı deri koltuğun önündeki sehpaya koymuştum. Ağzımda bir şeyler gevelerken Crystal da şaşırmış bir şekilde ikimizi izliyordu.

-Aaa. Pardon, ben şey… Nasıl çalıştığını merak etmiştim sadece… Çok güzel bir şeye benziyor, ama galiba kırılmış?

Rayla şaşkınlığını gizlemek için kafasını sallamış ve eski tebessümünü tekrar takınmıştı.

-Onu bu odayı düzenleyen kişi yaratmıştı. Kendisi… şu an bu dünyada bile sayılmaz… Aman neyse işte, zamanı geldikçe anlatırım. Öncelikle, şu ana kadar dediklerimi duydun değil mi?

-Evet evet. Bu orta çağ kalesinde böyle bir odanın bulunduğuna şaşırdım. Ama zannediyorum ki bu dünya da her şey var. Yani geçmişle, gelecekle ilgili ürünler de olabiliyor. Peki, silahımı ve zırhımı nasıl yaratacağız? Hem zırhım zaten üstümde değil mi?

Crystal konuşmamızdan sıkılmış gibi kendini koltuğa atmıştı. Giydiği zırh şövalye zırhı gibi görünse de deri koltuğa otururken ses çıkarmıyor ve tahminimce rahatsız da etmiyordu. Düşüncem Rayla’nın cevabıyla kesilmişti.

-Hem evet hem hayır. Öncelikle bana kolunu uzat.

Rayla ona uzattığım kolumu çekiştirerek beni odanın bir köşesindeki makineye getirdi. Zorla kolumu içine soktuktan sonra ise kenarda birkaç düğmeye basarak ekrana birden çok obje yansıtmıştı. Birazcık irkilsemde içerideki kolumu makinenin camından görebiliyordum. Camın içinde garip garip hareketler yaparak ilkel bir insan seviyesinde kendimi eğlendirirken Rayla’nın kafama vurmasıyla ona konsantre oldum.

-Ekranda en solda gördüğün şekil senin vücudundan bu dünyaya aktarılan bilgilerini içeriyor. Nasıl bir bedene sahip olduğun ve ne tarz bir savaş stiline daha çok yakıştığını tahmin edebiliyor ve onlara uygun bir silah veriyor.

Ekranda sembolik bir insan bedeni vardı. Bu arkaplanı mavi olan, içi doldurulmuş bir çöp adama benzeyen beden kafa, gövde, kollar ve bacaklar diye parçalara ayrılmış ve farklı farklı renklerle boyanmıştı. Gövde kısmı kırmızıyken, kollar turuncu, ayaklar ise yeşildi. Kafa kısmı kırmızının açık bir tonuyken, kısa süre sonra renkler kırmızı, yeşil ve sarı arasında gidip gelmeye başlamış en sonunda ise tamamı da yeşil olmuştu.

-Ve… Beden analizin tamamlandı. Şimdi en önemli kısma geçiyoruz.

Rayla, gözlerini bana dikmişti. Ciddi bir ses tonuyla:

-Gözlerini kapatmanı ve silahın oluşturulurken nasıl bir şey istediğini hayal etmeni istiyorum Yake.

dedi.